KÖŞE yazılarımı karıştırırken 8 Mayıs 2005 tarihinde yazdığım bu Anneler Günü yazısını okudum ve çok duygulandım, ağladım. O günden bugüne 2 evladımı yitirdim. Halâ kendimi toparlayamadım. Tüm anaların acısını içimde hissettim....
KÖŞE
yazılarımı karıştırırken 8 Mayıs 2005 tarihinde yazdığım bu Anneler Günü yazısını okudum ve çok duygulandım, ağladım. O günden bugüne 2 evladımı yitirdim. Halâ kendimi toparlayamadım. Tüm anaların acısını içimde hissettim. Allah ana babalara sabır, çocuklara da güç versin. Her gün bu acıyı sizle yaşıyorum ve paylaşıyorum. Bütün duam sizler ve barış için. İşte 8 Mayıs 2005 tarihli 'Benim canım, benim annem' adlı yazım:
İşte yine sensiz uzun yıllar geçti ve bir Anneler Günü daha geldi. Ama sen yoksun güzel anam.
Ama olsun, inan anam sen her zaman yanımdasın, içimdesin, kalbimdesin, ruhumdasın. O reyhan kokunu burcu burcu içimde duyuyorum. Sen her zaman karşımdasın. Et tırnaktamn ayrılır mı? Ayrılmaz gülüm, güzelim anam. Biliyorsun her Anneler Günü benim büyük acım tazelenir. Çünkü 1974 yılında Anneler Günü'nde eşim Şevki Adalı'yı kaybettik. Herkes gülerken ben sel gibi gözyaşı akıtıyordum. Onun için Anneler Günü benim acı günüm.
Ve işte eşsiz, annesiz yapayalnız bir Anneler Günü yaşıyorum. Gerçi her Türk anası benim de annem, ablam, kardeşim.
Tüm dost dünyanın hangi ırk ve milletten olursa olsun Anneler Günü'nü kutlayıp sağlık, başarı, mutluluk ve kazanç yılı olmasını bütün kalbimle diliyorum.
Annelerin hakkı ne yapsak ödenmez. Boşuna denmemiş; 'Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz'. Ne ana kaldı, ne de diyar. Ama anılar sımsıcak ve annemizle ilgili bu yazıyı isteyen Yeni Alanya Gazetesi kurucu ve idarecilerine teşekkür borçluyum. Bu imkanı sağladıkları için sağ olsunlar, var olsunlar.
BENİM ANNEM
Mersinli Küçük Cemal Paşa'nın yaveri Osmanlı subaylarından Latifzade Hafız Süleyman'ın kızıdır. Halide Edip Adıvar'ın talebesi olan ilkokul müdiresi Resmiye Ürün'dür. Fransızca bilir, ud ve keman çalar, en güzel yemekleri, her örgü ve nakışı yapar. Gergef ve mekik işler.
Annem, savcı Fuat Alattar ile evlenmiş ve ben dünyaya gelmişim. Ben ilk çocuğuyum. Çok otoriter ve disiplin sahibi bir insandı. Sözünün dışına çıkılsın asla istemezdi. Bu konuda çok katı kuralları vardı. Ben çok hareketli bir çocuktum ama haylaz değildim. Eskilerde anne ve babalar döverdi çocuklarını, dizlerini dövmemek için. Malum biz atasözü var dedelerimizin;
'Çocuğunu dövmeyen dizini döver'. İşte ben de ara ara en ufak bir şeye kızdı mı annem beni döverdi. Malum ya öğretmenlik ağırlıkta. O zaman beni dövüyor diye çok kızardım içimden ama büyüdüğümde anneme hep dua ettim. Çünkü her zaman doğru yolu öğretti. Haramı, sevabı, 'Her zaman en büyük suçu işlesen bile doğru konuşacaksın' derdi. İzinsiz bir çiçek bile koparmayacaksın, kimsenin ağaçtaki meyvesine dokunmayacaksın. 'Bir gezmeye gitsek ev sahibinin bir işi olsa yardım et teyzene' derdi. Allah'a ve dinimize çok bağlı bir insandı, Kur'an'ı çok iyi okur ve anlatır, 9 tür tecvit bilirdi. Geçenlerde diploması elime geçti, çok yüksek notları var. Çoğu 10-9 ve 8 tabi hayran oldum. Kanuni işlemleri çok iyi bilirdi. Çok saygındı, iş icabı bir bakanın yanına gitsek ayağa kalkar, karşılar ve giderken oda kapısına kadar yürür, kapıyı açar ve uğurlardı.
Her şey sinema şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor ve ben o çocukluk yıllarına göçtüm. O günlere dönebilmek için neler vermezdim ama geçmiş mazi oldu. 2 anımı yazmadan edemeyeceğim.
7-8 yaşındaydım, annem ince şişle etek ceket işlerdi ve bayrama yetiştirip giydirirdi. Bahçeden geçerken bir kuru dal eteğime takıldı ve biraz yırttı. Ben sessizce ağlamaya başladım. Beni gören komşu orayı belirsiz dikti. 'Korkma belli değil' dedi. Eve gittim, anneme sarıldım ve dedim ki;
- 'Anneciğim size bir sey söyleyeceğim ama beni dövmeyeceksiniz' dedim.
- 'Söyle bakalım' dedi.
- 'Eteğim biraz yırtıldı' dedim.
- 'Göreyim' dedi.
Eteğimi gösterdim, aradı bulamadı. 'Hani nerede' dedi. Ben bulup gösterdim. 'Ah kızım sen demezsen hiç bilemeyeceğim. Anneciğim döversiniz diye demeyecektim ama size doğruyu söylemeyi tercih ettim. Kaza olmuş ne yapalım, 'Dürüst davrandığın için sağol kızım' deyip beni kucaklayıp öptü. 'Her zaman doğruyu söyle' dedi ve bana sarıldı.
Her zaman bana güvendi, ben de çocuk olmama rağmen ne yalan söyledim, ne de bir şey gizledim. Annemin güvenini kazandım.
Bir gün de annemle bir tayini durdurmak için başbakana gittik. Başbakanı bakanlığı zamanından tanıyorduk. Ben 8 yaşındaydım. Annem konuşurken masanın üstünde bir zincir vardı, onunla oynamaya başladım. 'Allah'a ısmarladık' deyip ayrıldık. Hükümet sarayından indik, yolda bir baktım zincir elimde kalmış. 'Anne zincir elimde kalmış' dedim. 'Hayır, sen onu bilerek aldın' dedi. Bir ağladım, bir ağladım bu lafa, çok ağırıma gitti. Sonra ağlayarak döndük, içeri girdik ve annem zinciri verdi. Başbakan, 'Neden döndünüz zincir için, onu zaten çöpe atacaktık, ucunda anahtarlık vardı, kırıldı. Bırakın oynasın' dedi. Annem, 'Hayır alışmasın' dedi. Bana özür diletti ve ayrıldık. Bu bana ders oldu, bir daha kimsenin bir şeyini ellemedim.
Kanuna saygıyı babamdan, dürüstlüğü annemden öğrendim. Bu yolu beğendiğim için devam ettim, çok memnundum. Belki de annem dövmeseydi, bugün ben, ben olmazdım. Çalışkanlığım da ondan geliyor. Çünkü 5,6 yaşından beri koşarım. Ben de her işe meraklıyım ve hep hayat boyu koşmaktayım.
Annem beni dövdüğü için elleri dert görmesin. Boşuna dememişler, dayak cennetten çıkmış.
O devir öyleydi. ve o zamaki saygınlık ve terbiye öyleydi. Şimdi televizyonlarda görüyoruz. Bazı evlatların anne ve babaya davranışını. Ama melek gibi evlatlar da var. Oysa anne ve baba evladı üstünde 10 hakkı vardır.
Eğer muhtaç ise yiyeceklerini almak, yiyemiyorsa yedirmek, yardımcısı yoksa hizmet vermek, doğru olduğunu bildiğiniz bir şeyi isteyince hemen yapmak, anne ve babayla konuşurken kırıcı olmadan yavaş sesle konuşmak, bazı olayları sevecenlikle izah etmek, kıyafeti yoksa pejmürde gezdirmemek, her zaman arkasından gitmek, hayır duasını almak, mallarını onların gönlü olmadan ellerinden almamak, asla onlara küsmemek, hakaret etmemek, onları ihmal etmeden aramak ve hayır dualarını almak, Zaten iyi bir evlat, Allah'tan korkmalı, doğru sözlü olmalı, verdiği sözü yerine getirmeli, emaneti iade etmeli, hıyanet etmemeli, yetime merhamet etmeli, komşuları korumalı, öfkesine hakim olmalı, yumuşak sözlü olmalı, hesapta dürüst olmalı, hırslı ve tamahkar olmayıp, kanaat sahibi olmalı, insanlara sövmekten, yalancıyı tasdik etmekten, doğru söyleyini yalanlamaktan, anne ve babaya ve amirine karşı gelmekten, mirastan, işte ve ailede fesat çıkarmaktan kaçınmalı. O zaman iyi bir evlat, iyi bir vatandaş, Allah'ın yanında makbul bir insan olursun. Dost ve ailene, yakınlarına yardım et. Cennet annelerin ayakları altında. Anne olabilmek için sadece doğurmak yetmiyor. Anne sevgisi ve şefkati ne alınır, ne de satılır. O kalpten gelen yüce bir duygudur. Dünyada en büyük sevgi annenin yavrusuna, köpeğin sahibine olan sevgisidir. Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.
Ben gece uyanırdım, annem yatakta sessizce tespih çekiyordu. Bu hayali hiç gitmedi. En büyük dostu sokaktan alıp büyüttüğü yumoş kedisiydi. Kedi de beni kıskanırdı, anneme sarıldığım zaman bana puflar, hain hain bakardı. Annem öldükten sonra, kediye çok iyi bakmama rağmen annemin hasretine dayanamayıp öldü. Annemin hatırası diye çok üzüldüm. Bu satırlarımı noktalarken bütün dostlarımın Anneler Günü'nü bir kez daha kutluyorum.
ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim.
O titrek kalbini bahtın yeline
Bir ince tüy gibi sal anneciğim.
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Zulmetin ardında yine zulmet var.
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar.
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için,
Bu kış yolculuk var diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim.
Necip Fazıl Kısakürek