Alanya yetiştirdiği başarılı isimlerle birlikte her zaman dikkat çeken bir şehir olmaya devam ediyor. Usta tiyatro sanatçısı Sabri Özmener de bu önemli isimlerden birisi.

TİYATRODA 35 yılını dolduran ve birçok başarılı projeye imza atan Sabri Özmener Alanya’da yetişen bir isim. Özmener toprağına olan borcunu şimdilerde Alanya Belediye Tiyatrosu (ABT) ile birlikte çalışarak, bu kapsamda hizmet vererek ödemeye çalıştığını belirtti. Aynı zamanda bir şehit oğlu olan Özmener ile Yeni Alanya olarak keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

‘EN ÖNEMLİ  MİRASLARDAN BİR TANESİ’

-Merhaba, öncelikle sorularımızı yanıtlamayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İmza attığınız projelere sizi severek takip ediyoruz. Bu başarıya ulaşmak için nasıl bir yoldan geçtiniz? Dünden bugüne biraz bize kendinizden bahseder misiniz?

Bana bu güzel imkanı verdiğiniz için asıl ben teşekkür ediyorum. Yeni Alanya Gazetesinde röportajımın yayınlanması çok kıymetli benim için. Öncelikle 15 yıl önce vefat eden ve Alanya basınının duayen ismi Yeni Alanya Gazetesi kurucusu Arıkan Yılmaz Dim’i rahmetle anıyorum. Nurlar içinde yatsın…  Söz uçar, yazı kalır düşüncesiyle bunlar gelecekte yakınlarıma, evladıma bırakabileceğim en önemli miraslardan bir tanesi. İleride bir gazete kupüründe var olmak çok önemlidir. 1961 Ankara doğumlu olsam da 1970’den itibaren Alanya’da büyüdüm. Mimar Haşim Yetkin’in de öğretmen Haşim Yetkin’in de yeğeniyim.

‘ALANYA’DA YAPILABİLECEK EN ÖNEMLİ AKTİVİTE SPOR YAPMAKTI’

Devamında 1978 yılında Alanya Lisesi’ni bitirdim. Ankara’ya ailemle birlikte yerleştiğimizde hiç tiyatro oyunu seyretmemiştim. Fakat Alanya’daki yetişme ve yaşayış biçimim, spora olan merakım, sürekli kumda futbol ve voleybol oynamamız, Belediye Plajından İskele’ye kadar yüzerek gitmemiz, bisiklete binmem, sürekli olarak koşmam beni bedensel hareketler konusunda çok yetenekli kıldı diye düşünüyorum. Ama bir taraftan da bazen evde yatağın altına bir tülbent gerer, orada Hacıvat ve Karagöz  oynatırdım. Babaannem de ‘Yatağı yorganı yakacaksın’ diye bağırırdı. Ama o günlerden bugünlere geldim. Ankara’ya gittikten sonra üniversite yıllarından önce dansa merak saldım. Uzun yıllar dans ettim. O dönemlerde Ankara Dans Şampiyonluğu, Türkiye Dans Şampiyonluğu gibi çeşitli başarılar elde ettim. Sait Sökmen’den dans ve bale eğitimi alıyordum. O bana bale ve dans için yaşımın biraz ilerlediğini, neden tiyatro konusunda bir şey yapmak istemediğimi sordu. O zaman benim aklıma ve yüreğime düştü. Konservatuara giriş serüvenim başladı. O dönemlerde Mehmet Ali Erbil, Erol Evgin, Şener Şen , Ayşen Guruda, Emel Sayın, Yıldırım Gürses gibi büyük sanatçıların olduğu  Egemen Bostancı’nın yaptığı müzikallerde rol aldım. Sevgili Mehmet Ali Erbil’in de rol aldığı Devlet Konservatuarı sınavlarına girdim ve kazandım. 1985 yılında konservatuarı bitirip Bursa Devlet Tiyatrosu’na gittim. Böylece 1985 yılından bu güne kadar 35 yıldır Devlet Tiyatrolarında çalışmaktayım. Önce Bursa’da çalıştım. Sonra Ankara ve ardından İstanbul’a geçtim. Tiyatronun yanında çeşitli TV ve dizi işleri de yapmaya başladım. Ama Alanya ile olan bağım hiçbir zaman kopmadı kopmayacak da. Serüven aslında çok uzun. Ama kısaca anlatmam gerekirse tiyatro serüvenim bu şekilde başladı.

‘SANATÇILAR DUYGUSAL VE TELAŞELİ İNSANLARDIR’

2000-2005 yılları arasında da Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Uzunca bir dönem de yöneticilik yapmış oldum. Çünkü bizde kurumlarda hem devlet hem sanat iç içe olmalı. Bu çok kolay bir şey değil. Sanatçılar duygusal ve telaşeli insanlar. Lafları cebinde olan insanlar. Ama bürokraside her zaman sakin olmak lazım. O dönemler de benim için çok büyük tecrübe oldu. Şimdi sadece mesleğime odaklanmış durumdayım. 60 yaşıma yaklaştım. Şimdi de Alanya Belediye Tiyatrosunda çok keyifli bir oyun çalışıyorum. ‘Kitaplar’ adlı oyunumuz 13 Kasım akşamı başlayacak. Birbirinden yetenekli arkadaşlarımla çok keyifli bir oyun çalıştım. Bu süre zarfında öncelikle bu ekibi kuran sevgili Eski Başkan Hasan Sipahioğlu’na ve sonra bu emaneti alıp daha yukarıya taşıyan sevgili başkanımız Adem Murat Yücel ile beraber çok keyifli işler yapılacağını düşünüyorum. Ben de bir Alanyalı olarak bu oluşumun içinde yer almaktan onur duyuyorum.

‘ALANYA İLE BAĞIM KOPMADI KOPMAYACAK DA’

-Bildiğimiz kadarıyla hayatınızın bir kısmı Alanya’da geçti. Bize biraz o günleri anlatır mısınız? Alanya ile bağınız kopmadı sanırım…

Sevgili babam bir askerdi. O zamanlar Gebze’de çalışıyordu. Askeri bir tatbikat sırasında maalesef trafik kazası sonucu şehit oldu. Anne tarafım Alanyalı olduğu için sevgili annem kız kardeşimle birlikte bizi Alanya’ya getirdi. Eşref Açıkalın’ın Apartmanı’nda yaşamaya başladık. Binanın hemen yanında Gökçe Pansiyonu vardı. Eniştem Ali Gökçe sevgili teyzem ki geçenlerde kaybettik, nurlarda yatsın... Bende çok fazla emeği olan bir insandı, anne yarımdı. Perihan Gökçe’nin evinde Altan-Adnan ve Selma Gökçe ile büyüdüm. Tabii kuzenlerim, Tahsin, diğer kuzenlerim Emine, Seval ve Sibel Şenli ile beraber Alanya’da olağanüstü bir hayat yaşadık. O dönemlerde Alanya’da yapılabilecek en güzel şey spor yapmaktı. Her gün top oynuyorduk. Her gün plajda yüzüyorduk. Tek talihsizliğim o dönemlerde bu alanların profesyonel olarak itibar görmemesiydi. Belki de o dönemlerde profesyonelleşseydi ben tiyatro sanatçısı yerine sporcu olabilirdim. Sadece top oynuyorduk ve dans ediyorduk. Pazara gittiğimi hatırlamıyorum. Her şey bahçeden gelirdi. Pazara gitmek tehlikeli bir şeydi. Çünkü bütün öğretmenlerimiz velilerimizi pazarda görürdü ve bütün veli toplantıları pazarda gerçekleşirdi. O yüzden Cuma günleri benim için kabus olurdu. Çünkü ben başarılı bir öğrenci değildim ama sosyal bir öğrenciydim. Edebiyat bölümü mezunuyum. Nasıl olduysa ODTÜ Fizik Bölümü kazandım ama tabii ki okumadım. Bana uygun bir bölüm değildi. Belediye Plajı’ndaki sevgili Ramazan ağabeylerin Rıfat ağabeylerin orkestraları ile beraber dans ederdim. Daha sonra çeşitli otellerde animatörlük yaptım. Uzun dönemler Altan Gökçe, Hilmi Tokuş, Prof Dr. Ahmet Alanay, sevgili Sait ile beraber Alanya’da çok keyifli yıllarımız geçti. Şimdi yavaş yavaş tekrar buraya dönmenin yollarını arıyorum. Önümüzdeki haziran ayından itibaren Antalya Devlet Tiyatrosuna tayin istedim. Sevgili eşim ile beraber Antalya’ya yerleşeceğiz. Sevgi Özmener de Antalya’da öğretmenlik yapacak. Bunun devamında da Alanya’ya hizmet etmeye çalışacağım. Ne zaman belediye tiyatrosunda bana ihtiyaç olursa olarla birlikte olacağım. Çünkü bu topraklarda büyüdüm ve buraya bir borcum olduğunu düşünüyorum. Bu topraklarda yetişmiş bir tiyatro sanatçısı olarak bir Alanyalı olarak bu çalışmalara destek vermem gerektiğini düşünüyorum.

‘SPORLA BAĞIM TİYATRODA AYRICALIK TANIDI’

-Alanya Lisesi Basketbol Takımı oyuncularındansınız. Size o yılları sorsak neler söylersiniz? Spor ile bağınız devam ediyor mu?

O yıllarda Alanya’da sosyal bir hayat yoktu. Hep sokaklarda büyüdük. Alanya Lisesi’nde de yapılabilecek en önemli şeylerden birisi spor faaliyetlerine katılmaktı. Sadece Basketbol’da oynamak değil o dönemki spor faaliyetlerinin çoğuna katılıyordunuz. Hatta Beden Eğitimi Öğretmenimiz Ramazan Hoca, bütün Alanya onu çok iyi tanır, beni hem basket hem de güreş takımında görevlendirmişti. Ben ortaokulda 35 kiloda güreşçi olmuştum. Annem kilo almam için uğraşırken ben de çaktırmadan üstüme naylon eşofmanları  giyip deniz kenarında koşup 35 kiloyu geçmemeye çalışıyordum. Güreş takımında da baya başarılar elde ettik. Annem beni basketbol oynuyorum sanıyordu ama ben güreş takımındaydım. Tamamen spor faaliyetlerine meraklıydık ama dediğim gibi profesyonelleşmiyordu. Bisiklete çok meraklıydım ama o zamanlar bir yarış bisikleti almak çok zordu. O zaman da Bisiklet Federasyonu Başkanı bir Alanyalı olsaydı eminim ki bir bisikletim de olurdu. Balon teker bisikletle Alanya Kalesi’ne çıkardım. İyi bir yokuşçuydum. Bisiklet Milli Takımı Alanya’ya kampa gelirdi ve ben saatlerce onları görmek için kapılarında beklerdim. Bisikletimin çamurluklarını çıkartıp yarış bisikleti şekline sokmaya çalışmıştım. Sporla olan bağım hiç kopmadı ve bu bana tiyatroda ayrıcalık sağladı. Ama yavaş yavan artık dizlerim buna imkan tanımıyor. Kötü haber kumda top oynadığım için dizlerimde büyük bir deformasyon var. İyi haber kumda top oynadığım için bacak kaslarım çok güçlü o nedenle protez takılmadan idare ediyorum.

‘GEÇMİŞİME VE GEÇMİŞİMDEKİ İNSANLARA ÇOK MERAKLIYIM’

-Alanya’daki lise arkadaşlarınız ve aynı takımda ter döktüğünüz dostlarınızla görüşebiliyor musunuz?

Bu konu benim için çok önemli. Çünkü ben geçmişle bağımı kopartmamak için elimden gelen gayreti sarf eden bir adamım. Geçmişime ve geçmişimdeki insanlara çok meraklıyım. Zaman zaman sosyal medya sayesinde dostlarımla haberleşebiliyoruz. Takım arkadaşlarım olmasa bile plajda spor yaparak beraber büyüdüğüm arkadaşlarım tabii ki var. Onlardan haber alıyorum. O dönemlerde biz Nazmi Hacıkadiroğlu, Mehmet Hacıkadiroğlu, büyük Nazmi ağabeyim, Erdil Yalım, Abdurrahman Açıkalın, Altan Gökçe ve birçok kişiyle hep top oynuyorduk. Yine çok değerli dostlarımdan Serdar Köseoğlu ve Kamil Köseoğlu ile birlikte çok keyifli günler geçiriyorduk. Elimden geldiğince görüşmeye çalışıyorum. Özellikle adaşım Sabri ağabeyim ile bağım hiçbir zaman kopmadı. Hüseyin ve Banu Okan ile  de dostluklarımız devam ediyor. Altan ağabeyim ve Sabri ağabeyim benim hayatımda çok ayrı bir yerdedir. Çok başarılı bir mimar oldu. Altan ağabeyim de çok başarılı bir sporcuydu. Alanya’ya  kampa gelen futbol takımlarını yener yener gönderirdik. Çünkü kumda top oynamak çok farklıdır. Buradaki arkadaşlarımı çok özlüyorum.

‘BABAANNEM ÇOK TEŞVİK ETTİ’

-Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunusunuz. Kariyerinize bu şekilde ilerlemeye nasıl karar verdiniz? Bu konuda sizi teşvik eden aile bireyiniz oldu mu? Bizlere biraz öğrencilik yıllarından bahseder misiniz?

Açıkçası lisede okurken Edebiyat öğretmenimiz benim bu konuda yetenekli olduğumu ve iyi tiyatrocu olacağımı söylemişti. Aradan yıllar geçtikten sonra Ankara’da konservatuar sınavlarına hazırlanırken hem dans ediyordum hem de pazarlama sektörüyle ilgileniyordum. Bizim ailemizde babaannem üniversite okunmasını çok istiyordu. Ben tiyatrocu olacağımı ilk anneme söyleyince annem de ailemizin reisi babaannen git ona söyle dedi. Babaanneme tiyatrocu olacağımı söyleyince ağlamaya başladı. Sonra bana bir kutu getirdi ve fotoğrafları gösterdi. Sonra döndü ve bana ‘Senin baban zamanında tiyatrocu olmak istiyordu. Ama deden onu tuttu ve Bursa’daki askeri liseye götürdü. O zamanlar konservatuara liseden başlanıyordu. Ne ilginçtir ki sen de asker olmak istiyordun. Biz senin asker olmaman için çabalıyorduk. Sen de şimdi tiyatrocu olmak istiyorsun. Çember şimdi kapandı’ dedi. Broşür yazımda da yazdığım gibi çemberin kapanması çok önemlidir hayatta. Hacı babaannem gerçekten çok kültürlü bir kadındı. Kur’an-ı  da okurdu bir yandan da dünyaca ünlü yazarları okurdu. O beni çok teşvik etti. Hatta konservatuarda birkaç öğrenciye de burs sağlamış.  

‘TİYATRO ÖĞRETİLİR DEĞİL ÖĞRENİLİR’

-Peki, oyunculuğa ilk nasıl başladınız? Sektörle bağınızı öğrencilik yıllarında mı kurdunuz?

Konservatuarda öğrenciyken üçüncü sınıftan itibaren hocalarımız devlet tiyatrolarındaki oyunlara götürüp figüran olarak başlatıyorlardı. Ama onun öncesinde ben önemli müzikallerinde de sahneye çıkmaya başlamıştım. Dans ederken bir taraftan da TRT’nin bazı programlarında yer almaya başlamıştım. O dönemde büyük ustaların , hocalarımızın oynadıkları oyunlarda figüranlığa başladık. Okulun ardından direkt Bursa devlet Tiyatrosu’na tayin oldum. TV işleri de devam ediyordu ama asıl işimiz tiyatro olduğu için bu şekilde devam ettik. Bir zamanlar öğretim görevlisi de oldum ama tiyatronun öğretilir değil öğrenilir bir meslek olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok göreceli bir kavram. İnsan anlatıldığı için derinlik gerektirir. O nedenle öğrencilik dönemimde sahneye çıkmam benim hayatımda önemli bir tecrübe olmuştur.

‘ZAFER ALAGÖZ İLE MESLEĞİMİZİN İLK ADIMINI ATTIK’

--Bugüne kadar birçok başarılı projeye imza attınız. İlk projeniz neydi? Canlandırdığınız ilk karakterde neler hissettiniz?

Devlet Tiyatrosu’nda ilk oynadığım oyun ‘Sersem Koca’nın Kurnaz Karısı’ adlı oyundu. Orada Zafer Alagöz ile beraber mesleğimiz ilk adımımızı atmıştık. Orada bir kahveci çırağı oynuyordum. Bir dakikalık bir sahneydi ama oyunun belki de kilit sahnesiydi. Çünkü ilk kahkahanın patladığı sahneydi. Benim oyunun girmesiyle birlikte oyunun seyri değişiyordu. O nedenle büyük rol ile küçük rol ün farksız olduğunu ilk zamanlarda öğrendim. Ben her zaman bir oyunda ne kadar çok laf ettiğinin değil ne kadar dikkat çektiğinin önemli olduğunu belirtirim. Bunun en önemli örneğini de Alanya Belediye Tiyatrosu’nda görüyoruz aslında. Mesela Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu benim bu söylediğimin ne demek olduğunu çok iyi anlatıyor. Takım oyununu gösteriyor. Tiyatro bireysel değil imecedir.

‘ALANYA MASALLARINI SAHNEYE TAŞIMAK İSTİYORUZ’

--Alanya Belediye Tiyatrosu için de kaleme aldığınız bir oyun var mı? Bu kapsamda gelecek dönemde bizlerle paylaşmak istediğiniz bir projeniz olacak mı?

Benim kaleme aldığım bir oyun yok. Ancak Alanya Belediye Tiyatrosu için sevgili Müdürüm Hüseyin Beyin gönlünde olan benim İstanbul’da yaptığım bir projenin Alanyacasını yapmak gibi bir niyetimiz var. Ahmet Ümit’in  çocuklar için yazdığı masal kitabını ben İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ‘Büyüklere Masallar Masal Masal’ içinde diye Günay Etekin’in oyunlaştırdığı Ahmet Ümit’in annesinden dinlediği Gaziantep Masallarını anlattığı bir oyunda yer almıştım. Bu doğrultuda Hüseyin Beyin de kalbinde yatan Alanya Masallarının  sahneye taşınması. Çünkü Alanya Masalları kitaplaştırıldı ama hiç sahneye taşınmadı.

‘EN SEVDİKLERİM AİLEM…’

-Bu hayatta en sevdiğiniz ve asla kabul edemeyeceğiniz şey nedir?

Hayatta en sevdiğim şey ailem. Eşim, oğlum, kardeşim, arkadaşlarım… İnsanları çok seviyorum ve insanlarla beraber olmaktan çok mutluluk duyuyorum. En nefret ettiğim şey iki yüzlü olmak, arkamdan iş çevrilmesi ve yalan söylenmesi.

‘TİYATRONUN İLK 30  YILI ZORDUR’

-Bu sektörde ilerlemek isteyen gençler için vermek istediğiniz bir tavsiye var mı?

-Valla aramızda espri olarak söylenir ama bu bir gerçektir. Tiyatro mesleği kolay meslektir. İlk 30 yılı zordur. Ben de 35’inci yılımda biraz rahat etmeye başlamış olsam da okullardan mezunlar şimdi bir kuruma girme şansları olmadığı için neredeyse sokağa mezun oluyorlar. Burada provalarımıza gelen genç arkadaşlarımız var. Kendi açtıkları merkezlerde öğrenciler yetiştiriyorlar. Buralardan yetişen öğrenciler ileride başka meslekler de elde etseler tiyatronun inceliğini öğrendikleri için her alanda başarılı olacaklar. En azından kendinizi ifade etmeniz, sosyal alanda bulunmanız anlamında çok önemlidir. O yüzde ABT yapısında buradaki gençlerin de tiyatroyla buluşturulması çok önemli. Ne meslek yaparsanız yapın kendinizi ifade etmeniz açııdndan tiyatronun büyük katkısı olacak. Genç arkadaşlarımıza başarılar diliyorum .Eğer meşhur olmak gibi  bir niyetleri varsa bu iş sadece konservatuar okumakla olmuyor. Bu biraz şans meselesi. 

‘SİZE AYAK UYDURAN BİR EŞİNİZ VARSA ÇOK ŞANSLISINIZ’

--Yoğun bir tempoda ilerliyorsunuz. Peki sizin bir gününüz nasıl geçer? Güne ilk nasıl başlarsınız ve programınızı nasıl ayarlarsınız? Stresten kurtulmak için başvurduğunuz yöntem nedir?

Güne spor yaparak başlamak en büyük arzum. Sevgili eşim sayesinde bunu bu şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sonra hafif bir kahvaltı. Ardından okulu varsa eşim okuluna gider . Ben yapacağım bir çalışma varsa onunla ilgili hazırlanırım. Sonra provalara koşuştururum. Boş zamanlarımda da doğanın içinde olmak, bisiklete binmek oturup güzel bir kahve içmek ve yaptığım planlamalar üzerinde çalışmak hoşuma gidiyor. Onun dışında Playstation’da oyun oynamak da hoşuma gidiyor. Dizi izlemek çok hoşuma gidiyor. Muğla Datça’da bir karavanımız var. Eşimle birlikte orada vakit geçirmeyi çok seviyoruz. Bu sayede size ayak uyduran sizinle birlikte hayatı yaşayan bir aileniz ve eşiniz varsa çok strese girmiyorsunuz. Bazı aksilikler illa ki oluyor. O aksiliklerin ardından işin sonu güzel olunca da hiçbir sorun olmuyor. (GÜLŞAH ANAK)