Ne tuhaf iki kelime; aynı 'besicilik”, 'Avokado üreticiliği”, 'tohum ıslahı” gibi bir şey… Üreme ısısı ve nemi ayarlanmış bir ortamda gereken besin verilecek. Dış ortamdan nesnenin zarar görmemesi için koşullar hazırlanacak....
Ne tuhaf iki kelime; aynı “besicilik”, “Avokado üreticiliği”, “tohum ıslahı” gibi bir şey… Üreme ısısı ve nemi ayarlanmış bir ortamda gereken besin verilecek. Dış ortamdan nesnenin zarar görmemesi için koşullar hazırlanacak. Gereken zamanda budaması ya da aşısı yapılacak; ayrık otlarından, kenelerden temizlenecek, ilacı verilecek. Pazara en uygun üretim gerçekleştirilecek…Başbakan’ın, üstüne basarak ikinci kez tekrarladığı dindar nesil yetiştirme projesinin başında Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer var. Dinçer 1995 yılında Sivas’ta verdiği bir tebliğde, “Türkiye Cumhuriyetinin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha Adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi gerektiği ve artık bunun da zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” demişti… Dinçer boşuna Milli Eğitim Bakanı olmadı.Dinçer, örgün ve yaygın bir kurumun, milli eğitimin şekillendirilmesi görevini yürütürken, toplumun dindarlaştırılması işlevini ise muazzam bütçe ve kadrosuyla Diyanet aldı. Diyanet, camilerdeki görevini genişleterek mapus damlarından, kahvelere; evlere sıkışmış engellilerden, sokaktaki insana kadar daha geniş bir alanda “eğitim” vermeye başladı. Toplumdaki ahlak kuralları, davranış biçimi artık dinin buyrukları doğrultusunda tanımlanmaya başladı. Şehrin mülki amirlerinin, kamu görevlilerinin de yer aldığı dini organizasyonlar, “dönüşümde” temel alınan esasların halka en geniş aktarıldığı platformları oluşturuyor… Sahi, sözlükte buna ne deniyordu?Bir üçüncü “müdür” ise Gençlik ve Spor Bakanı… Her konuşmasını bir TV programı sunarmışçasına yapan Bakan Kılıç’ın, ne yazık ki Yalçın Bayer’in köşesine iki kez taşıdığı gibi, Spor değil ama Gençlik Bakanı olarak atandığı anlaşılıyor. Kredi Yurtlar Kurumu’nu iyileştirme, dolayısıyla gençliğe şekil verme çabalarıyla gündeme gelen Kılıç, son olarak, Fethullah Gülen’den okuduğu bir şiiri gençlerin bilememesi üzerine onları fena azarlamıştı. Kılıç, ülkede spor dendiğinde yalnızca futbol anlaşıldığı, onun da kendi kuralları içinde yürüdüğünü varsayıyor olmalı ki sporu hiç önemsemiyor. Olimpiyat denen, önemini kavradığını hiç zannetmediğim bir büyük olayın ülkemizde gerçekleştirilmesinin, amatör sporların desteklenmesinden, bu sporların kendi çabalarıyla kurduğu yurt dışı itibarlarının zedelenmemesinden(!) geçtiğini bilmiyor.Diğer iki hükümet sözcüsü Bakan’dan Çelik olanı “hık deyici”liğe soyunurken, Bülent Arınç kâh alay ederek, kâh sızlanarak “toparlayıcı” görevini üstleniyor…AKP’nin akıl hocalığına soyunan sözde liberal, 2. Cumhuriyetçi solcular, Atatürk’ün eğitim devrimlerine “toplum mühendisliği” suçlaması getirirlerdi. Artık hükümet uygulamalarına itiraz etmeye başlayan bu dönekler, AKP içindeki görevleri sona erdiği için kirlenmiş bir eldiven gibi çıkartılıp bir bir çöpe atılıyor. Türkiye’de durum bu kadar net iken, AKP’nin Alanya yöneticileri gece yatağa başlarını koyduklarında ne düşünmektedirler? Hepimizi katarlara doldurup, karanlık tünellere yol alan AKP marşandizine hala atlamaya çalışan gencecik insanlara; hele eğitimli olduğunu varsaydıklarıma ne demeli?Çocukluğumuzun yayla anıları gözümün önünde… Din bilgisinden eksik kalmayalım diye, toprak tabanına ayı otu serilmiş manarlarda Gilik Hocanın verdiği din dersleri, günümüzde artık çok masum kaldı. O zaman “dinimizi” öğreniyorduk; şimdikiler “dinciliği”…