VİRAJI döndükten sonra taze çiçekleri ile köyün sade ama hoş bir giriş kapısı karşılıyor bizi. Düzenli ve engebesiz yolda sağlı sollu bulunan evler, renkli boyalı ve kıpkırmızı kiremitleri ile gözlerimizi alıyor. Evinin hemen arka...
VİRAJI
döndükten sonra taze çiçekleri ile köyün sade ama hoş bir giriş kapısı karşılıyor bizi.
Düzenli ve engebesiz yolda sağlı sollu bulunan evler, renkli boyalı ve kıpkırmızı kiremitleri ile gözlerimizi alıyor.
Evinin hemen arka kısmındaki tarlasında, işini yenice bitirmiş olan ahali bizi karşılıyor.
Evinin önündeki çardakta daha önceden hazırladığı çayı ikram ediyor.
“Erken geldiniz” dediği zaman “Geç bile kaldık” diyoruz onlara.
Son yudumdan sonra saatlerimize bakıyoruz, vakit tamam, yola koyuluyoruz.
Birkaç dakika sonra merkeze varacağız, yeşilin sessiz ve rahatlatıcı havasını soluyarak ilerliyoruz.
Sırt çantamızı gösteriyor, soruyor bir eksiğimiz olup olmadığını.
“Dünden beri kontrol ediyoruz” diyoruz cevap olarak.
Meydan ufaktan hareketlenmeye başlamış.
Çocuklar koşarak yanımıza geliyor.
Köy evi her zamanki gibi pırıl pırıl, kapısı da süslenmiş tabi.
Çantamızı açıp içeri giriyoruz.
***
Sosyal demokrasi için bir köy betimlemesi yapmaya çalıştım az önce.
Düzenli ve temiz yolları, arazisine bitişik bakımlı boyalı evleri, elektrik, su, internet gibi eksiksiz altyapıya sahip köyler ne yazık ki çoğumuz için bir hayal gibi görünmekte.
“Yatırım masraflı” denilerek, “Zaten orada kaç kişi yaşıyor” denilerek geçiştirilen bir konu haline gelmiş günümüzde.
Halbuki sosyal demokrat iktidarlar döneminde, özellikle Ecevit zamanında Köy İşleri Bakanlığı kurulmuş ve Köykent Projesi seçilen pilot bölgelerde hayata geçirilmişti.
Adı bile güzeldir projenin, köykent.
Kentköy denilmemiş, köy kentten önde yer almış, önemi vurgulanmıştır.
Bir bölgede yer alan köylerin, ortaklaşa kuracağı iktisadi veya sanayi işletmeleri ile ayakta kalacağı, kendi ihtiyaçlarını kendilerinin karşılayacağı, istihdamı sağlayıp köylerin göç vermesini engelleyen harika bir projedir.
Aynı zamanda, köyümüz kentimiz fark etmeksizin, her yerleşim biriminde kültür sanatın yaygınlaşmasını sağlayacak kütüphane gibi, sporun yaygınlaşmasını sağlayacak basketbol alanları gibi birçok ortak alana sahip yerlerimiz olmasını ister Köykent Projesi.
Bazılarının “imkansız” dediğini biliyorum.
“Bizim insanımıza hitap etmiyor” denildiğini de biliyorum.
O yüzden bir örnek vereceğim.
***
Askerliğimi yaklaşık 80 kişilik bir komutanlıkta yaptım.
Bunların en az 60’ı daha önce şehrinden hiç çıkmamış, üniversiteye gitmemiş arkadaşlardı.
Alanı oldukça küçüktü.
Boş vakitlerde çay içmek ve sohbet etmek dışında yapabileceğiniz pek bir şey yoktu.
Kitaplığı vardı, bir de taşları eksik, küçük bir satranç takımı.
"Oynayan var mı?" diye sorduğumda 2-3 kişinin bildiğini öğrendim.
Bunun üzerine ilk çarşı iznimde yeni bir takım aldım.
Bilen arkadaşlarla oynayarak vakit geçirmeye başladık.
Bizden gören diğer arkadaşlar da merak etti, onlara anlattık.
Sonra elimizdeki takım paylaşılamaz olmuştu, biz de ikinci takımı aldık.
Ben terhis olduğum zaman satranç bizim komutanlığın baş eğlencesi ve askerlerin yüzde 90’ının bildiği bir oyun haline gelmişti.
***
Yani diyorum ki, bize anlatılan engelleri aşalım.
Köye yatırımın masraflı olduğunu bize dayatanlar, aslında oradan rant sağlayamayacağını düşünenlerdir.
İnsanların bunlara ilgisi olmadığını düşünenler, vizyonunu geliştirememiş demektir.
İmkanlar sağlandığı zaman bizim insanımız neyin kıymetli olduğunu rahatlıkla fark edeceklerdir.
Bugün, Avrupa’nın bir çok köyü yukarıda bahsettiğim hikayedeki gibi, pırıl pırıl ve kentlerden de güzel halde. Önümüzde imkansız hiçbir şey yok.
Peki nasıl mı gerçekleştireceğiz?
Bir ülkenin köylerinin güzelliği, o ülkenin iktidarının sosyal demokrasi ile bağlantısından ölçülür.
Cumhuriyet Halk Partisi sonraki iktidarlarca rafa kaldırılan Köykent Projesini, bugünkü anlayışa uyarlayarak gerçekleştirmeye kararlı.
Artık “home ofis” olarak bilinen, teknoloji sayesinde evimizde başkasının adına yapabileceğimiz işler yaygınlaşıyor.
Bu işlerin tamamı köylerde de gerçekleşebilir, istihdam artırılabilir.
Asıl mesele istemek, ülkemizi ve insanımızı sevmek, fazlasını düşünmek.
***
Peki, hikayedeki çantanın içinde ne vardı?
Köylerimizi gönlümüzün sarayı yapan şey. Adını siz koyun.