İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nın girişinde ABD'ye ait insansız bir su altı aracını ele geçirdiğini açıkladı. İran tarafından yayımlanan görüntülerdeki aracın, ABD merkezli savunma teknolojileri şirketi Anduril Industries tarafından geliştirilen Dive-LD modeliyle eşleştiği belirtildi. Reuters, İran'ın “ele geçirme” iddiasını bağımsız olarak doğrulayamadığını aktarırken, Pentagon bir insansız su altı aracının olaydan bir günden fazla süre önce arızalandığını doğruladı. ABD tarafı aracın eski bir model olduğunu, hassas veri toplamadığını ve gizli sonar ya da radar ekipmanı taşımadığını savundu.
DIVE-LD NASIL ÇALIŞIYOR?
Yaklaşık 5,8 metre uzunluğundaki Dive-LD, klasik anlamda mürettebat taşıyan bir denizaltıdan ziyade “büyük çaplı otonom su altı aracı” sınıfında yer alıyor. Anduril'in yayımladığı teknik bilgilere göre sistem yaklaşık 1,2 metre çapa sahip, su altında 10 güne kadar görev yapabiliyor ve 6 bin metre derinliğe kadar inebiliyor. Elektrikli doğrudan tahrik sistemi aracın verimliliğini artırırken akustik izinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Modüler yapısı sayesinde farklı sensörler ve görev yükleri aynı platforma uyarlanabiliyor.

Bu tür otonom araçların temel avantajı, mürettebatı doğrudan riskli bölgelere göndermeden geniş su altı alanlarının incelenebilmesi. Dive-LD; deniz tabanının haritalanması, hidro-grafik incelemeler, mayın faaliyetleri, istihbarat-gözetleme-keşif görevleri ile deniz altındaki boru hatları ve kabloların kontrolü gibi askeri ve sivil görevler için yapılandırılabiliyor. İskelelerden denize indirilebilmesi, başka bir tekne tarafından görev bölgesine çekilebilmesi veya farklı gemilerden konuşlandırılabilmesi de sistemin kullanım esnekliğini artırıyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI NEDEN KRİTİK?

Olayın meydana geldiği belirtilen Hürmüz Boğazı, İran ile Umman arasında Basra Körfezi'ni Umman Körfezi ve açık denizlere bağlayan dünyanın en kritik deniz geçişlerinden biri. Bölge yalnızca askeri açıdan değil, küresel enerji ticareti açısından da büyük önem taşıyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin verilerine göre boğazdan geçen petrol miktarı son yıllarda küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık gelen seviyelerde seyretti. Bu nedenle bölgedeki askeri hareketlilik, mayın tehdidi veya deniz ulaşımını aksatabilecek gelişmeler enerji fiyatlarından tanker sigortalarına kadar geniş bir ekonomik alanda yakından takip ediliyor.
BENZER OLAYLAR DAHA ÖNCE YAŞANDI

ABD ile İran arasında insansız deniz araçları konusunda daha önce de gerilim yaşandı. Ağustos 2022'de ABD Donanması, İran Devrim Muhafızları'na ait bir geminin Basra Körfezi'nde ABD 5. Filosu tarafından kullanılan Saildrone Explorer adlı insansız yüzey aracını çekerek götürme girişiminde bulunduğunu açıklamış, ABD unsurlarının müdahalesinin ardından araç bırakılmıştı. Aynı yılın eylül ayında İran Donanması bu kez Kızıldeniz'deki iki Amerikan Saildrone aracını almış, araçlar ABD Donanması'nın müdahalesinin ardından ertesi gün iade edilmişti.

TEKNİK İNCELEME VE VERİ GÜVENLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR
Bir askeri otonom aracın başka bir ülkenin eline geçmesi durumunda en önemli başlıklardan biri sistem üzerinde bulunan sensörlerin, görev yüklerinin ve depolanan verilerin niteliği oluyor. Bu nedenle benzer vakalarda aracın hangi noktada bağlantısını veya hareket kabiliyetini kaybettiği, arıza sonrasında nasıl hareket ettiği, içerisinde hassas görev verisi bulunup bulunmadığı ve elektronik sistemlerin ne ölçüde incelenebileceği teknik değerlendirmelerin merkezinde yer alıyor. Pentagon'un mevcut olayla ilgili açıklamasında da aracın arızalı olduğu ve gizli sonar ya da radar donanımı taşımadığı özellikle vurgulandı.

Olayın diplomatik ve hukuki boyutunda ise aracın bulunduğu noktanın statüsü, tarafların bölgedeki faaliyetlerine ilişkin açıklamaları ve uluslararası sulardaki seyir kuralları önem taşıyor. İran'ın yayımladığı görüntüler Dive-LD'nin fiziksel olarak kendi güçlerinin elinde bulunduğu iddiasını güçlendirirken, olayın tam koşullarının ortaya çıkarılması için tarafların açıklamalarının ve teknik bulguların karşılaştırılması gerekiyor. Gelişme aynı zamanda deniz savaşlarında insanlı platformların yanında düşük personel riskiyle uzun süre görev yapabilen otonom sistemlerin giderek daha fazla kullanılmasının, gelecekte benzer teknik ve diplomatik krizleri de beraberinde getirebileceğini gösteriyor.




