Hep beraber espriyi paylaşıp güldük. Bizim yemekçi başı Ahmet aldırmış olduğu dana boynunu ve kellesini çorba yapmıştı. Kendi zevkine göre de bol acı, sarımsak, kimyonla da lezzetlendirmişti çorbayı. Hepimiz dağ havasının da sağladığı...
Hep beraber espriyi paylaşıp güldük. Bizim yemekçi başı Ahmet aldırmış olduğu dana boynunu ve kellesini çorba yapmıştı. Kendi zevkine göre de bol acı, sarımsak, kimyonla da lezzetlendirmişti çorbayı. Hepimiz dağ havasının da sağladığı iştahla saldırdık çorbaya. Zaten doğal olarak bin beş yüz metre yükseklik insanda yeteri kadar gaz oluştururdu. Bunu birde çorbanın baharatı tetikleyince uykuyu yakalayabilen herkes haliylen horlamalarla, gazlarıyla çeşitli sesler çıkarıyorlardı. Alkolünde etkisiyle uykuyu kaçırıp sabaha kadar viski içen Peter sabah yine çorbanın başında herkesi ayrı ayrı horlama sesiyle, çıkardığı gazın sesiyle taklit etmeye çalışıyordu. Avcılık insanları ne kadar sağlam b ağlarla bağlayabiliyordu. Avcılığın dışında hiçbir ortak yönümüz yoktu. Onlar Avrupa kıtasının Avusturya’sından, bizde Asya kıtasının Türkiye’sinden. Ama şimdi burada bin beş yüz metrede dağın içinde çocuklar gibi birbirimizin taklidini yapıp gülebiliyorduk. Bu mutluluğu paylaşmak değilse neydi. Bugün ben Peter’i Çökele’de bıraktım. Akşama kadar Şahinkayası, Yıprak, Bodorya Deresi her yeri elimden geldiğince kontrol etmeme rağmen bir şey göremedim. Akşam tekrar toplanınca dostlarımız keçi avının kendilerine göre olmadığını anlamışlardı. Bir kere zaten kıyafetleri bizim avlıklara göre değildi. Golf pantolon, altına kalın tabanlı avcı botu. Halbuki sarpta ne kadar ince tabanlı ayakkabı giyilirse o kadar avantajdır. İnsan sarpta bastığı yeri ayak başparmaklarıyla algılayabilirse kendini daha emniyette hisseder. O gece kararımızı verip gece demeden Alanya’ya Döndük. Bir gün sonra domuz avı için yine Sülo ve Hacı’nın organize ettiği insanlar ve köpeklerle Guzyaka’da domuz avına başladık. Dostlarımız çok güzel tüfek kullanıyorlardı. Birisi bekisinin önünden geçen domuzlardan iki tanesini halletmişti. Hemen vurulan domuzları açtılar. İç taraflarından domuzun omzundan böbreğine kadar olan hareketsiz bölgeden etler çıkardılar. Yine dişleri için kelleler kaynatıldı. Onları Türkler’de bir de keklik avına götürdüm. Bir keklik sürüsü bulduk çokta güzel bir yerde. Çoğunu halledebilirdik ama onlar birer keklik yeter diyip herkes birer keklik vurdu. Vurulan kekliklerin derilerini içlerinden birisi özel bıçağı ve makası kullanarak becerikli elleriyle soydu. Bunları hatıra olarak Avusturya’ya götürdüler. Çökele’den bu dönüşümüzde kadim dostum Ahmet Uğurlu Çökele’yi çok sevmişti. Kendine has tavrıyla Baba, arkadaş dedi. Biz buradan bir arazi alıp kendi manarımızı niye yapmıyoruz. Çökele’yi bende çok seviyordum ama oraya o güne kadar bir manar yapmak hiç aklıma gelmemişti. Ahmet Uğurlu’nun tetiklemesiyle birlikte harekete geçtik. İsteğimizden Hacı’ya da bahsedince Hacı’da çok olumlu buldu. Oradan bize bir arazi aldı. Ahmet Uğurlu’yla bize birer manarı, benim atlar içinde bir ahırı yine Hacı kendi elleriyle yaptı.
DEVAM EDECEK