GAZİPAŞA’DA Koru Sahili’ne 4 büyük otel inşa edilmesi planlanıyor. Bu projeler, bölgedeki doğal yaşam ve tarım alanları üzerinde ciddi riskler oluşturuyor. Gazipaşa’nın el değmemiş, doğal havuzları ile bilinen doğa harikası Koru Sahili’nde Greenpark Oteller zinciri sahibi Adil Üstündağ’ın sahibi olduğu öğrenilen Yeşilyurt İnşaat’a ait olan 5 dönüm üzerinde yapılması planlanan otel projesine ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararı gelmesi tepkileri de beraberinde getirdi.
'GAZİPAŞA’NIN EŞSİZ SAHİLİNDE DEV OTEL PROJESİNE HAYIR'
Gazipaşa Hepimizin Platformu Sözcüsü Güldane Şahin, Koru Sahili’ne yapılması planlanan Adil Üstündağ’a ait otelin yanı sıra ÇED sürecini başlatan 3 otel daha olduğunu belirterek, söz konusu tesislerin bölgenin doğal ve ekolojik yapısını tehdit ettiğini dile getirdi. Şahin, “Bu sahil, sadece bir kıyı değil, caretta carettaların (deniz kaplumbağalarının), nesli tehlike altındaki Akdeniz foklarının, dünyanın sayılı doğal taş havuzlarının, kum zambaklarının yaşam alanı. Üstelik sahilin hemen arkasındaki tarım arazileri, Gazipaşa'nın geçim kaynağı olan tropikal meyveler ve sebzelerle dolu. Daha önce Selinus Sahili’ne yapılmak istenen otel projesi, Gazipaşa halkının ve Gazipaşa Hepimizin Platformu’nun mücadelesi sayesinde durdurulmuş, Bakanlık ÇED sürecini sonlandırmıştı. Bu karar emsal niteliğindeydi. Ama şimdi benzer bir tehdit Koru Sahili’ne yönelmiş durumda. Adil Üstündağ'a ait Yeşilyurt İnşaat ile birlikte Ahes GYO, Çağrankaya Turizm ve Sour Turizm’in de ÇED sürecine başvurduğu öğrenildi. Daha önce Selinus Sahili’ne 2 bin 508 yataklı dev bir otel yapmak isteyen Green Park Otelleri’nin sahibi Adil Üstündağ’ın, bu kez Koru Sahili’ne yönelik yeni bir otel projesi için girişimlerde bulunduğu ifade ediliyor. Bu projeyle birlikte Koru Sahili’nin üçte ikisi kaplanacak, doğal taş havuzların büyük bölümü yok olma riskiyle karşı karşıya kalacak. Caretta carettaların yuvalama alanı ve Akdeniz foklarının barınma alanı tahrip edilecek, 1. sınıf sulu tarım yapılan alanlar, yani Gazipaşa'nın bereketli ovaları tehdit altında olacak. Günlük 1 milyon 363 bin litre su kullanımıyla ilçenin yegâne su kaynağı Sugözü gözesi’nin tükenme riski doğacak. Ve tüm bu yapılaşma, ilçenin altyapısını, kanalizasyon sistemini, yollarını taşıyamayacak bir yüke sürükleyecek. Proje, yalnızca doğaya değil, Gazipaşa halkının kıyıya erişim hakkına da büyük bir tehdit oluşturuyor. Sahilde halkın adım atacak yeri kalmayacak, kıyılar özel alanlara dönüşecek. Üstelik bu sahil, kum zambaklarıyla, çocukların güvenle yüzdüğü taş havuzlarıyla, yüzlerce gönüllünün koruduğu kaplumbağa yuvalarıyla yalnızca bir tatil alanı değil, kültürel ve doğal bir mirastır. Gazipaşa Hepimizin Platformu olarak butik otelleri, pansiyonları, eko ve agro turizmi destekliyoruz. Ama doğayı ve geleceğimizi geri dönülmez biçimde yok edecek bu tip devasa turizm projelerine karşı çıkıyoruz” diye konuştu.
‘ÇED SÜRECİ DURDURULMALI’
Yüksek Mimar Esin Bilgiç, Koru Sahili’nin sit alanı statüsünde olduğuna dikkat çekerek, “Kahyalar, Selinus ve Koru sahilleri sit alanı statüsündedir. Bu bölge ikinci ve üçüncü derece sit alanı olmanın yanı sıra, birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanları da barındırmaktadır. Ancak kıyılarda uygulanması düşünülen planlama ve bu planlamanın ortaya çıkaracağı yapılaşma, bu üç küçücük kıyının korunan alan olmasıyla, sit alanı olmasıyla uyuşmamaktadır. Bunun örneğini Selinus Sahili’nde gördük. ÇED raporunda ortaya çıkan devasa kütle bölgenin sit alanı olması ile taban tabana zıt bir örnek sergiliyordu ve istenen ek belgeler, değerlendirmeler, raporlar tamamlanmadığı için ÇED süreci durduruldu. Bu otel bir de kottan yararlanarak dört kat yerine, sit alanında on, on bir katlı görsellerini paylaşmıştı. Şimdi benzer bir durum Koru Sahili’nde de yaşanmaktadır. Burada, Üstündağ’ın sahibi olduğu şirketin oteli için “ÇED gerekli değildir” kararı verilmiştir. Aynı şekilde fidanlık arazisinde de ÇED süreci başlayan üç büyük otel projesi bulunuyor. Tüm bu oteller ve planda gördüğümüz sıra sıra diğer oteller tamamlandığında, sit alanlarında ve kıyılarda olmaması gereken bir yapılaşma ve inşaat yoğunluğu ortaya çıkacaktır. Bu durum, ilçede yaşayan halkın kıyılara erişimini engelleyecek, çevredeki tarım alanlarını tehdit edecek ve doğal yapıyı yok edecek sonuçlar doğuracaktır. Sondajlar ve hafriyat kazıları tuzlu suyun tarım arazilerine ulaşma riskini ortaya çıkaracak ve bu da telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilecektir. Üç kumsal kıyımız boyunca sıralanacak olan bu büyük oteller, yeterli otopark ve halkın kıyılara ulaşım aksları olmaksızın inşa edilecektir. Uygulanması düşünülen kıyı planlarında kıyıdaki araç yolları kaldırılmış ve sadece sahil yaya yolu bırakılmıştır. Üstündağ’ın ÇED dosyasında gördüğümüz gibi, kıyıya cepheli bu otel sahil yolunu kullanacak. Demek ki bunun gibi başka oteller de olacaktır. ÇED raporu gösteriyor ki bu yaya yolu hem servis araçlarının hem de minibüs ve kamyonların giriş çıkışı için kullanılacak. Ancak bu yol bir yaya yoludur. Yani kıyıda yürüyüş yapan vatandaşlar otel servis araçlarıyla karşı karşıya kalacaktır. Bu da hem güvenlik açısından risklidir hem de yaşam kalitesini düşürmektedir. Son derece olumsuz bir durumdur. Gazipaşa halkının kıyılara ulaşımı bu kıyı planlarıyla engellenecek, plandaki dar yollar ile yetersiz otoparklar nedeniyle erişim daha da zor hâle gelecektir. Gazipaşa'nın sit alanı olarak korunmasının sebeplerinden biri de Akdeniz fokları ve deniz kaplumbağalarının bu bölgede yaşıyor olmasıdır. Ancak ÇED raporlarında bu canlılarla ilgili verilen bilgiler bölgedeki gerçeği yansıtmıyor. Örneğin raporda “Akdeniz foku yaşamamaktadır” gibi ifadelere yer verilmektedir ki bu, bilimsel raporlarda da belirtildiği gibi doğru değildir. Ayrıca otellerin bahçeleri, deniz kaplumbağaları için belirlenen tampon bölge ve etki alanı içinde kalmaktadır. Oysa bu alanlar uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır. Gazipaşa kıyılarında 2007 yılında yapılan kıyı planları yatırımcıların talepleri doğrultusunda 2019’da revize edilmiş ve bu yıkıcı son planlar ortaya çıkmıştır. Oysa bu planlar bilimsel araştırmalarla yeniden değerlendirilmeli, gerekiyorsa tamamen değiştirilmelidir. Gazipaşa, ekoturizm açısından büyük potansiyele sahiptir. Hâlen kıyıda muz bahçeleri varlığını sürdürmekte, kıyılarındaki eşsiz doğal yaşam devam etmektedir. Deniz canlılarıyla, tarım alanlarıyla ve yerel halkla iç içe sürdürülebilir bir turizm modeli geliştirilebilir. Özetle, Gazipaşa için ideal olan; sadece kıyılara yığılan dev oteller değil, doğa ile uyumlu, halkın kıyılara erişimini engellemeyen, tarımı ve ekolojiyi koruyan bir ekoturizm modelidir. Ayrıca mutlaka vurgulanması gereken bir diğer nokta: Oteller, halka ait olması gereken günübirlik alanları kendi ön bahçeleri olarak kullanmaktadır. Havuzları, barları ve diğer sosyal alanları bu alanlara kurmakta, böylece halkın kullanımına açık olması gereken sahil şeritlerini fiilen kapatmaktadırlar. Bu kıyı planlarıyla birlikte, Gazipaşa halkına ait kıyılarda halk plajı olabilecek bir boşluk dahi kalmayacaktır. Yakın bir tarihte kıyılarda sit alanlarının genişletildiği görülmektedir. Ancak kıyıya yığılması planlanan dev kütleli oteller, bu genişletilen sit alanı yaklaşımıyla tamamen çelişmektedir. 2019 yılında yapılan Koruma Amaçlı İmar Planı, koruma altındaki Gazipaşa kıyılarıyla uyumlu değildir. Üstelik adı ‘Koruma Amaçlı’ olmasına rağmen, bu plan korumadan oldukça uzak bir anlayışla hazırlanmıştır” dedi.

‘TARIM ALANLARI VE SU KAYNAKLARI TEHLİKEDE’
Ziraat Mühendisi Hidayet Bilgiç ise bölgede sürdürülen tarımsal faaliyetlerin zarar göreceğini belirterek, “Bölge tamamen Caretta caretta deniz kaplumbağalarının yuvalama alanı. Aynı zamanda Akdeniz fokları için de doğal yaşam alanı. Bunun yanı sıra, sahilde koruma altındaki kum zambakları yetişiyor. Tüm bu doğal değerler ciddi anlamda tehdit altında. Buna rağmen Antalya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından “ÇED gerekli değildir” kararı verilmiş durumda. Bu koşullarda yapılacak projelerin Gazipaşa’ya büyük zararlar vereceğini düşünüyoruz. Ancak şunun altını çizelim: Bizler turizm yatırımlarına karşı değiliz. Elbette Gazipaşa ve çevresi turizmden faydalansın. Bizim karşı olduğumuz şey, her şey dahil konseptine göre hazırlanmış, doğayla uyumsuz imar planlarıdır. Gazipaşa, sadece turizm değil, aynı zamanda tarımsal üretim açısından da çok özel bir bölge. Türkiye’de açık tarlada tropikal meyve üretiminin yapıldığı nadir yerlerden biri. Muz, avokado, mango, pasiflora gibi ürünler burada doğal ortamda yetişiyor. Bu yüzden Gazipaşa’ya yakışan turizm modeli, doğayla ve tarımla iç içe olan ekoturizmdir. Bizim savunduğumuz model, Kaş, Kalkan, Adrasan, Olympos gibi bölgelerde gördüğümüz küçük ölçekli, iki üç katlı butik otellerdir. Yani doğaya saygılı, çevreye zarar vermeyen bir yaklaşım. Ben ziraat mühendisiyim. Tarıma vereceği zararlara da özellikle dikkat çekmek isterim. Büyük çaplı yapılaşmalar ve kitle turizmine yönelik planlar, yeraltı su kaynaklarını ve doğanın doğal döngüsünü olumsuz etkiler. Deniz suyunun yeraltı sularına karışma riski var. Bu da toprağın tuzlanmasına ve tarım alanlarının verimsizleşmesine yol açar. Ayrıca bu büyük yapılar rüzgar akımlarını da değiştirir, mikroklimayı olumsuz etkiler. Tüm bunlar doğrudan tarımsal üretimi tehdit eder. Son olarak şunu vurgulamak istiyoruz: Bizler ekoturizm istiyoruz. Büyük, her şey dahil otel zincirlerine uygun imar planlarına karşıyız. Gazipaşa’nın doğal yapısına ve tarımsal üretimine uygun olan, halkın da faydalanabileceği, sürdürülebilir turizm modellerini savunuyoruz” dedi. (Şerife ÇOBAN)






