Değerli okurlar, felaketler peş peşe geliyor. Geçen haftaya

Değerli okurlar, felaketler peş peşe geliyor.Geçen haftaya "Dolap beygirleri" başlıklı yazı dizimle başladığımdan, ülke ve ülke insanımız için çok önemli olan Soma’daki maden ocağı faciası ve AİHM’in Türkiye’yi 90 milyon Euro’luk tazminat kararıyla ilgili konulara sıcağı sıcağına değinemediğim için üzgünüm.Soma'daki maden faciası ve sonradaki gelişmeleri ele alırken AİHM konusunu bir başka güne bırakmayı doğru buluyorum.Zaman zaman her toplumun başına, Soma'daki gibi, büyük felaketler gelebilir.Önemli olan bu tür felaketlerden ders çıkarıp, gerekli önlemlerin önceden alınmasıdır.Yoksa, olayın ardından ağıtlar yakmanın, yaslar tutmanın hiçbir anlamı olamaz.Geçmişte de, başta Marmara depremi olmak üzere, çok sayıda deprem felaketleriyle birlikte, ülkenin farklı yerlerinde özellikle de Zonguldak havzasındaki maden ocaklarında benzer facialarla ve de kazalarla muhatap olup, çok sayıda vatandaşımızın can kaybının acısıyla karşı karşıya kaldık. Soma’daki felaketin boyutları akıl alacak gibi değil.Toplum olarak üzüntümüz tavan yapmış durumda olsa da özünde ateş düştüğü yeri yakar.Bu felaketi istismar ederek, ortalığı ayağa kaldırmaya, onu bunu suçlayarak siyaset yapmaya çalışanların önemli bir bölümü, timsah gözyaşları dökerek, toplumun duygusallığından yararlanarak, bu felaketi başka mecralara çekmenin ilkelliği içindeler. Deprem, maden ocaklarındaki kazalar, sel ve yangın gibi doğal afetler sonrasında, millet olarak, afetzedelere dönük dayanışma seferberliğinin gerçekleşebilmesi ne kadar güzelse, bu felaketlerdeki acılar üzerinden duygu sömürüsü yaparak toplumu dolandıran, depremlerde hırsızlık bile yapmaya kalkan, insanlıkla ilgisi olmayan hayvanların, bu acıyı siyasi ranta çevirmeye çalışan rezil siyasetçilerin, ülkeyi kaosa sürüklemekten başka bir şey düşünmeyen, ülke geneline yayılmış eylem timleri ve bunların militan kadrolarının maskeler takarak ortalığı ateşe vermelerinin, taş ve sopalarla güvenlik güçlerine saldırmalarının bu acıyla ne gibi bir ilgisi olabilir?İşin en acı yanı ise, yaygın medyanın önemli bir bölümü, duygu sömürüsüne dayalı olarak, 300’ü aşan vatan evladının kaybı üzerinden, her birini aileleri ile birlikte tek tek ele alarak, toplumu mateme boğacak, yaşam hikayelerini olabildiğince dramatize edip ekranlara taşıyarak, toplum iyice çileden çıkarılmaya, bu yolla da reyting kapma yarışına girmiş durumdalar.Olayla ilgili bir sürü hayali ya da yalan haberlerle insanları gererek infial yaratmanın özel çabası içine giren kişiler, kurumlar ve kuruluşlar var.Bu ülke insanı, bu denli ağır enformasyonlarla dezenformasyonların, özellikle de asparagas haberlerin curcunasıyla, sosyal şizofreninin batağında cinnet geçirecek duruma getirilirken, her alanda saldırganlaşmaması, akıl almayacak rezil cinayetlerin peş peşe gelmemesi mümkün mü?Allah hepimize akıl fikir, biraz da vicdan ihsan eylesin.