1960'ların üniversite koridorlarından yankılanan protesto sesleri, 70'lerde liselerin duvarlarına, hatta ortaokulların sıralarına kadar sirayet etmişti. O karanlık yılların anıları hala hafızalarda taze. Şehirlerarası yolculuklarda kimlik sorgulamaları, solcu-sağcı ayrımı üzerinden kurulan korku iklimi ve en ufak bir "Yanlış tanışıklık" sonucu yaşanan şiddet sarmalı...
İşçi eylemleri, çiftçi mitingleri, grevler ve sokak çatışmaları derken, bir askeri müdahale ile ortalık "Süt limanı" olmuştu.
Ancak bu sükûnet, çekilen acıların, verilen idamların ve bambaşka bir yöne savrulan bir ülkenin sessiz çığlığıydı.
Toplumsal olaylar, tıpkı depremler gibi, kaygan bir zemine ihtiyaç duyar. İnanç farklılıkları, etnik köken ayrışmaları ve daha nice fay hattı, toplumsal gerilimlerin fitilini ateşlemek için pusuda bekler. Bugünlerde ise üniversiteler kadar liseler de hareketli.
Ancak bu defa manzara farklı. Karşımızda ideolojik bir çatışma, belirli bir grup veya etnisiteye yönelik bir hedef yok. Hatta daha ileri giderek söyleyebiliriz ki, ilk bakışta CHP'nin öncülük ettiği düşünülen bu eylemler, aslında tabanın CHP'yi meydanlara çekmesinden ibaret. Meydanlardaki her yüz CHP'li değil.
Olayların fotoğrafını doğru çekmek ve doğru analizler yapmak, tedavinin de doğru olmasını sağlayacaktır. Hızla fakirleşen kesimler, tutunacak bir dal arayışında. Ancak bu dal, bugüne kadar ana muhalefet partisi olamadı. Kılıçdaroğlu döneminde başlayan ittifak ve helalleşme politikaları, birbirine zıt gibi görünen sağ ve sol blokları yakınlaştırdı. İnsanlar, ideolojik gözlüklerini bir kenara bırakıp, sorunları tam ortadan konuşmaya başladı. Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması ise adeta bir kıvılcım oldu ve bu yeni oluşan atmosferi derinden sarsıldı. Bir ülkede piyasaların tepkisi, iktidarların politikalarının ne denli doğru veya yanlış olduğunu gösteren somut bir kanıttır. Son aylarda yaşadığımız olayların ekonomik faturası ise maalesef iki yıllık emeği heba etti. Hem dış dünyada hem de iç piyasada oluşan negatif algı, hepimizi olumsuz etkiledi. Elbette suçu olan herkes yargılanmalı, ancak toplumun adalet sistemine olan güveni de en az o kadar önemli. En son ROK'un CHP'ye kayyım atanacağı yönündeki spekülasyonları, zaten kırılgan olan piyasaları daha da tedirgin etti. Sabit kalması beklenen faiz arttı, kur yükseldi ve sonuçta yine kaybeden bizler olduk. Günümüzde her ideolojinin kendine ait bir basın organı oluştu. Mürekkebi farklı kaynaklardan beslenen kalemler, maalesef mürekkep sahiplerinin "Murakıp katipleri" haline geldi. Partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları olsa da, bizde öncelikle iki kutuplu ve her kutupta çoklu siyasi rekabet var. Ve maalesef bu zıtlaşmadan bir uzlaşma zemini doğmuyor.
Daha çok zenginlik, daha çok üretim, daha çok mutluluğun yegane anahtarı; daha çok demokrasi, daha çok adalet ve daha çok özgürlüktür. Keşke bir orta yol bulunabilseydi, ancak maalesef bu özlemden hala çok uzağız. Ekmek ve huzur istiyorsak, belki de her zamankinden daha çok demokrasiye ve birbirimize sarılmamız gerekiyor.
Esen kalın...