Üçün biri yetmez. Sadece beline sahip olmak bir anlam taşımaz. Eğer zamparalık yapmıyorsan; ya sosyal çevren izin vermiyordur, ya ona ayıracak paran yoktur, ya sende iş yoktur, ya da yakın çevrene saygı ve sevgin buna izin vermiyordur. Geriye...

Üçün biri yetmez. Sadece beline sahip olmak bir anlam taşımaz. Eğer zamparalık yapmıyorsan; ya sosyal çevren izin vermiyordur, ya ona ayıracak paran yoktur, ya sende iş yoktur, ya da yakın çevrene saygı ve sevgin buna izin vermiyordur. Geriye daha üçün ikisi var. Yani diline ve eline de sahip olacaksın. Diline, eline, beline sahip olmak Anadolu’da adam sayılmanın tarifidir.
Emil Durkhaim şöyle der: “Kendilerinin çok dürüst olduğunu sananlar başkalarının namusundan şüphe duyarlar.” Bir söz de Anadolu’dan: “Çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz.” Kimsenin ahlak zabitliğine soyunmaya hakkı yok. Gün olur, belki soran çıkar; madem çok ahlaklısın da bu servet neci. Sadece bel yetmez, eline ve diline de sahip olmalısın.
Gündemi kollayanlar Sibel Üresin adını duymuşlardır. Fatih ve Eyüp belediyelerinin muhafazakar aile danışmanı Üresin, “Kariyerli, zengin ve cinsel gücü fazla olan erkek çok eşliliği seçebilir. Erkek olsam çok eşli olurdum” diyor. Pespayelik diz boyu, özgürlüklerde ve düşüncede sınır tanımaz hale geldik. Tarzımız akıl içeriyor mu diye düşünen yok! Basın, kadının soyadı üstünden hayli geyik üretti. Oysa soyadından daha ilgi çekici olan adıdır. Sibel adı; batılının Cybele diye bildiği Kibele’den gelmektedir. Kibele anaerkil toplum düzeninde Anadolu’nun ilk kadın tanrıçasıdır; üretkenliği ve doğurganlığı temsil eder. Bulunan, kısa boylu, geniş kalçalı ve iri memeli heykelleri Türkiye’nin ve dünyanın önemli müzelerinde sergilenmektedir. İlginç, bu kadar güzel ad ve soyadı yan yana…
Hiçbir seçimde seviye bu kadar düşmemişti. Yalan, iftira, hayal pazarlamalar, tehdit, rüşvet, ne ararsan var. Eskiden hiç olmazsa arada bir gülünecek şeyler olurdu ve insanların hoşuna giderdi. Babadan şapka çalmak kolay mıydı? “Silkele baba düşecekler”, “Kurtar bizi baba” sevimli sloganlardı. “Toprak işleyenin, su kullananın” veya “Limon gibi ezilmek istemiyorsan” gibi söylemler zeka ürünüydü. Kavgadan baba da nasibini alıyor. Kaset savaşlarıyla, haksız bir şekilde MHP’yi Meclis dışına itmek istiyorlar. Meclis, bilinmeyen güçlerce yeniden tasarlanıyor deniyor. Yani gidiş o gidiştir ki sonu hiç hayırlı gözükmemektedir.
Rahmetli Alanyalı büyüğümüz Besim Tokuş, Mersin’e arkadaşı mimar Sukuti Mutlu’yu ziyarete gider. Evde bir telaş, sorar hayrola? Evde besledikleri tavşan ölmüştür. Akşam karanlığında tavşanı bahçeye gömerler. Besim amcaya “yolculuk nasıldı” diye sorduğumuzda “Kaderimizde bu yaşta tavşan yataklamak da varmış” derdi. Demek ki, bizim de kaderimizde Süleyman Demirel’i, MHP’yi savunmak varmış.
Dip not: Prof. Dr. Zekeriya Beyaz; diline, eline, beline deyişini şöyle açıklıyor: Dil Türkçe, el ülke, bel gençlik. Türkçe’ne, ülkene ve gençliğine sahip ol. Ben yazıyı, zehir saçma, çalma, zina yapma diye hazırladım. Elbette, hocanın tarifi daha zarif…