Türkiye'miz 30 yıldır PKK terör örgütü ile savaşmaktadır. Bu 30 yıl içinde, terör, bazen durma noktasına gelmiş, milletimiz sevinç içinde bu beladan kurtuluşun sona ermesini özlemle beklemiştir. Nitekim, APO'nun dahi itiraf ettiği...

Türkiye’miz 30 yıldır PKK terör örgütü ile savaşmaktadır. Bu 30 yıl içinde, terör, bazen durma noktasına gelmiş, milletimiz sevinç içinde bu beladan kurtuluşun sona ermesini özlemle beklemiştir. Nitekim, APO'nun dahi itiraf ettiği üzere Tansu Çiller’in Başbakan, Erdal İnönü merhumun Başbakan Yardımcısı ve Doğan Güreş’in Genelkurmay Başkanı olduğu 90'lı yıllarda terör bitme noktasına gelmiş, fakat terörden nemalanan bazı iç ve dış düşmanların elbirliği etmesiyle maalesef umulan sonuca varılamamıştır. Keza, Jandarma Genel Komutanı şehit Eşref Bitlis ve ona inanan kalbi vatan sevgisi ile çarpan silah arkadaşlarının el birliği ile bu terörün bitirilmesine yönelik çalışmaları da yine terörden beslenenlerin haince girişimleri sonucu akim kalmıştır. Eşref Bitlis’in uçağı düşürülmüş, paşa ve maiyetindekiler şehit edilmiştir. Ona inanan ve terörün bitmesini isteyen bir çok Komutan da kalleşçe öldürülerek PKK'nın önü açılmıştır. Buna benzer, bilhassa dağda canları pahasına çarpışan askerlerimizin de bazı gizli güçlerce nasıl yanlış yönlendirilerek kahpece şehit edildikleri hususu artık bu olayları yaşayanlar tarafından deşifre edilmektedir. Hatırlanacağı üzere 28 Ekim 2007 tarihinde Dağlıca taburu baskına uğramış, 12 Mehmetçik şehit, 8 askerimiz de kaçırılmıştı. O baskın sırasında Tabur Komutanı olan Yarbay Onur Dirik, o anı şöyle anlatmaktadır: "Saldırıdan 28 gün önce teröristlerin olağanüstü hareketlilikte olduğunu tespit ettik. Tabur içersinde oluşturduğumuz özel bir bölükle saldırıdan 4 saat öncesinde operasyon planı yaptık. Operasyonun hedef istikametinde teröristlerin toplandıkları Onar Tepe ve 2522 rakımlı tepe bölgeleri vardı. Ancak, operasyon başlamadan hemen önce, üst komutanlıklar tarafından iptal edildi ve amaçlanan operasyonun tam tersi yön de taburu bütünüyle boşaltılacak mahiyette bir yol emniyet operasyonu emri verildi."
Bu ifade o günleri yaşamış bir komutanın vicdanının sesidir. Komutan, bu hususta tanzim ettiği raporlarının da akıbetinden endişeli olduğunu da ilave etmektedir (Akşam Gazetesi / 17 Ekim). Bu anekdottan anlaşılacağı üzere, terörün neden bitirilemediği açıkça gün yüzüne çıkmaktadır. Elbette, yalnız askerler değil, terörden nemalanan esnaf, tüccar, kaçakçı, beyaz zehirci ne varsa hepsi de terörün bitmesini kesinlikle istememektedir. Ya şimdi. Asker, polis, jandarmadan oluşturulan özel birlikler el ele vererek kırsal da ve şehirler de hainlere dünyalarını haram ettiriyorlar. Örneğin, asker ve jandarma özel harekat birlikleriyle polis özel harekat birliklerinin kırsala inmesi sonucu örgütün efsane olarak nitelendirdiği Kavaklı kampı ile Kato dağındaki yer altı sığınakları ve erzak depoları tahrip edildiği gibi kırsalda 2 bin 400 terörist teslim olmuştur. Dış devletlerinin iade ettiği bin terörist ile bu rakam 3 bin 400 rakamına ulaşmıştır. Şehir ve kasabalarda yuvalanan yüzlerce KCK mensubu kişiler yanın da Şırnak ilinde 6 belediye başkanının, 1 belediye başkan vekilinin, 3 belediye başkan yardımcısının, 15 belediye meclis üyesinin ve 6 il genel meclis üyesinin iç işleri bakanlığınca görevlerine son verilmiştir. Kato dağı operasyonun da Cudi ve Şırnak sorumlusu Nihat Kızıl adlı teröristte öldürülmüştür. Ayrıca Bingöl de 120, Diyarbakır da 100 Kg patlayıcı madde ele geçirilmiştir. Tüm bu operasyonları alt, alta koyduğumuz da, Devletimizin, 30 yıldır baş edilemeyen terörle başarılı bir şekilde çarpış-tığını, artık terör belasının sonunun geldiğini açıklayabiliriz.C.Başkanı sayın Abdullah Gül’ün ülkenin en uç köşesi-ne kadar giderek general,subay,astsubay ve erlerle yemek yemesi, kışlalarda yatması,bir tugaya sancak teslim etmesi gibi hareketlerini takdirle ve sevinçle karşıladığımızı kendisine müteşekkir olduğumuzu bildirirken millet olarak, bizim de Devletimizin yanında oluğumuzu göstermemiz gerekmez mi?