BİR siyasetçi şu ya da bu biçimde, bir partinin başına geçebilir. Ama bu, o kişinin lider olduğu anlamına gelmez. Parti başkanı zaman içinde, bilgi birikimi, deneyimi ve ortaya koyduğu performans ve ürettiği değerlerle liderlik vasfını...

BİR

siyasetçi şu ya da bu biçimde, bir partinin başına geçebilir.
Ama bu, o kişinin lider olduğu anlamına gelmez.
Parti başkanı zaman içinde, bilgi birikimi, deneyimi ve ortaya koyduğu performans ve ürettiği değerlerle liderlik vasfını kazanır.
Bizde, partinin başına geçen herkes, çevresinin etkisiyle partiyi tümüyle ele geçirip, kısa sürede hiçbir özelliği olmasa da, liderlik konumuna gelirken, her koşulda kendisine biat edebilecek bir çevre oluşturmayan ya da oluşturamayan parti başkanları, ne kadar değerli olurlarsa olsunlar, kısa sürede siyaset sahnesinden silinebiliyorlar.
Bizde hitabet çok önemli.
Ağzı laf yapan herkes baştacı edilebiliyor.
Biz, siyasetçilerin ve de liderlerin ne dediğine değil, nasıl konuştuklarına bakıyoruz.
Hitabeti düzgün, hatiplik özelliği olan siyasetçilerimizi avuçlarımız patlayana kadar alkışlayıp göklere çıkarıyoruz.
"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" dense de, biz laf salatalarına yumuluyor, hamasete prim veriyoruz.
Rahmetli Ecevit, devlet deneyimi olmayan, özel sektörü bilmeyen, hayatın içinde en küçük bir üretimde dahi bulunmamış ama çok iyi bir hatip olması ve şiirsel söylemleriyle toplumun sempatisini kazanıp lider oldu.
Eşi Rahşan Hanım'dan başka kimseye güveni yoktu.
Siyaseten ülkeye zarar verecek birçok politikaların içinde oldu.
En büyük başarısı, soyut aynı zamanda kulağa hoş geleni, pratikte geçerliliği olmayan sloganlar üretmekti.
Ortak Pazar’ın ilk oluşumuna davet edilmemize karşın “Siz ortak, biz pazar mı olacağız?” sloganıyla bu birliğin dışında kalmamıza neden olmuştu.
Slogan güzel, içeriği anlamlı, bağımsızlığı çağrıştırdığından toplum da bu sloganı benimsemişti.
Halbuki Türkiye ortaklardan birisi olacak ve yıllardır kapısında girmek için beklediğimiz AB’nin bir parçası olacaktık.
“Su kullananın, toprak işleyenin”, “Köy kent” gibi ütopik arayışları bugün bile kimi çevrelerce, olabilir şeyler gibi ele alınabiliyor.
Aslında gençliğimde CHP'de etkin görevlerde bulunmuş, onun adını dağlara taşlara yazanlardan ve tüm bu sloganlarla sarmaş dolaş olmuş birisiyim.
Rahmetli de, diğer liderler gibi, ne parti içinde ne de dışında demokrat değildi.
11 milletvekilini transfer ederek hepsine bakanlık vermesini ve Şerafettin Elçi’yi de bakan yapmasını affetmem mümkün değil.
Bugün inşaat sektörü sayesinde palazlananların çoğu o günlerin ürünü!
Bunların hangi ideolojiye sahip olduğunu ve hangi örgüt yapılarında yer aldığını düşündüğümüzde, insanın içi kan ağlıyor.
Kıbrıs olayı da, Türkiye’nin önünde, 42 yıldır devam edip gelen bir sorun olarak hala duruyor!
Rahmetlinin arkasından fazla bir şey söylemek istemediğimden bu konuların derinliğine girmiyor, bugünkü terör örgütü belasına da değinmeden bu konuyu kapatıyorum!
Rahmetli Erdal İnönü, ne kadar demokrat, ne kadar devlet adamı ciddiyetine ve entelektüel birikime sahip olsa da, hatip olmadığı için, bir türlü lider olamadı, parti başkanı olarak kaldı!
Bu tür süreçleri geçmişte bütün partiler yaşadı, bugün de yaşıyorlar, bu kafayla gidersek yarınlarda da yaşamaya devam ederiz!
ANAP, DYP ve CHP’de partinin başına kimler geldi kimler geçti, bir düşünün!
Çoğunun ismini bugün hatırlamıyoruz bile.

- DEVAM EDECEK -