Yürütmenin başı, yani Başbakan, Davutoğlu mu yoksa, hem Cumhurbaşkanlığını hem de Başbakanlığı birlikte yürüten Erdoğan mı? Bu bir seçim stratejisi ve de taktiği mi? Yoksa, Erdoğan'ın egosunun patlama noktasına gelişi mi? Muhalefet...
Yürütmenin başı, yani Başbakan, Davutoğlu mu yoksa, hem Cumhurbaşkanlığını hem de Başbakanlığı birlikte yürüten Erdoğan mı?
Bu bir seçim stratejisi ve de taktiği mi?
Yoksa, Erdoğan’ın egosunun patlama noktasına gelişi mi?
Muhalefet partilerinin liderleri bile hala Erdoğan’ı rakip olarak görerek onun üzerinden politika geliştirme saçmalığı içine girerek, AK Parti ve Davutoğlu’nu unutmuş gibiler.
Bu durumun, AK Parti’ye oy kaybettirip kaybettirmeyeceğini 1 Kasım sonrasında göreceğiz.
Biz burada, AK Parti ya da Erdoğan karşıtlığına dayalı bir değerlendirme yapmıyoruz.
Ülke olarak hangi saçmalıklara imza atıp, hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğumuz ve bu açmazdan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda kafa yormaya çalışıyoruz.
Bugünkü siyasi tablonun hiç de iç açıcı olmadığı ortada.
AK Parti özellikle de Erdoğan ve Davutoğlu liderliğindeki süreçte, Türkiye laiklik konusunda ciddi ölçülere varan bir kan kaybına uğradı.
Din temelli söylemler, dini ritüeller ve eğitimdeki yeni düzenlemelerle toplum dogmatizmin derinliklerine doğru sürüklenmekte.
Uluslar arası ilişkilerimizde bile din temelli yaklaşımlar söz konusu.
İsrail-Filistin çelişkisine bu gözle bakıyoruz.
Neredeyse dünyanın tüm yanlışlarını biz düzeltecekmişiz gibi bir hava içindeyiz.
Dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip en zengin ülkesiymişiz gibi, hayırseverlik konusunda dünya ile yarışıyoruz!
Türkiye, tarih boyunca, kendi ülkelerinde çatışan ve bu çatışmayı kaybederek ülkemize gelen toplumlarla dolup taşmışken, şimdi de, yolgeçen hanına dönmüş durumda.
Ülkeler arasındaki ilişkilerin temelinde karşılıklı çıkar söz konusuyken, biz ülkemizin ve ülke insanımızın çıkarlarından çok, düşünsel ve de inanç bağlamındaki tercihlerimize göre, belli bir duygusallığa dayalı ilkelerden yola çıkarak politika belirliyoruz.
Bu yüzden de, belki kimi İslam ülkelerinin halklarının sempatisini topluyoruz ama o ülkelerin rejimini elinde bulunduran güçlerin nefretini kazanıyor, onları kendimize düşman ediyoruz.
Tüm bu gerçekler karşısında, Cumhurbaşkanımızın, bulunduğu konumun gereğini yapması, yürütmeye fazla karışmaması, çok daha önemlisi, bir siyasi partinin lideri gibi, diğer partilerin liderleriyle polemiğe girme saçmalığından vazgeçmesi gerekir gibi geliyor bana.