KANLI horoz dövüşleri, deve güleşleri (!) ve tefle ayıyı oynattıktan sonra yere yatıp sırtını ona çiğnetenleri izlemiş bir nesildenim. Yani hayvanın hayvan yerine konmadığı günlerin tanığıyım… Andığım o masum günlerde her aktivite...

KANLI

horoz dövüşleri, deve güleşleri (!) ve tefle ayıyı oynattıktan sonra yere yatıp sırtını ona çiğnetenleri izlemiş bir nesildenim. Yani hayvanın hayvan yerine konmadığı günlerin tanığıyım…

Andığım o masum günlerde her aktivite kendi kitlesine seslenirdi. Horoz dövüşü kumarcılara, deve güleşi genel halka, ayıcılar da sokaktakileri ilgilendirirdi. Kimse su içer, ekmek yer gibi kabullenilen bu aktiviteleri, içinde siyaset de olmak üzere başka kazançlara dönüştürmeyi düşünmezdi…

Mahmutlar’da, Geç Bizans döneminin önemli merkezlerinden Naulus antik kentinin üstündeki, muz bahçelerinden bozma şahane manzaralı sanayi sitesi inşaatlarının(!) arkasına kurulmuş alandaki deve güreşlerindeydim, hafta sonunda…

Bariyerlerle çevrilmiş alana 20 TL ödeyerek girildiğini, ben de halkla beraber o an öğrendim. İlerleyen saatlerde ise alanın arka tarafındaki bariyer zabıta tarafından açılacak ve bedava giriş sağlanacaktı…

Özenle hazırlanmış güleş alanında duyulan tek ses gelen konukları anons eden genç insanınkiydi. Anons yapan arkadaşa göre protokol tribününe yönelen her konuk Alanya’nın medarı iftiharı idi ve (yalnız gelseler bile!) ekibiyle birlikte şeref vermişti. Ne yazık ki konukların halkı selamlamak için kalkan elleri boş kalıyordu, çünkü tribünlerden yanıt gelmiyordu…

Yağ çekme töreninin ilk karşılayıcısı olan davulcular ince uzun siyaset giriş yolundan “önemli addedilen konuklara!” eşlik ediyor, bahşişi alamadıklarında da el kol hareketleriyle onlarca metreden göreceğimiz şekilde sin kaf çekiyorlardı!

Parti geleneğinden olsa gerek CHP heyeti ve AKP’li Hüseyin Güney tam saatinde yani 10:00’da alandaydı. Güleşlere ancak iki buçuk saat sonra, Alanya Belediye Başkanı ve kaymakam geldikten sonra başlanabildi. İlk sporcular(!) “gızma sezonlarının!” sonuna denk geldikleri ve Alanya gibi beldede semirmek varken güleşmeye ne gerek var dercesine isteksizdiler.

Gittikçe kızışan güleş alanına kargaşa hakimdi. Kızgın develeri yönetmeye çalışan onlarca kişinin yanında, (sekiz ayak!) altındaki amatör fotoğrafçılar, eli cebinde gezenler tribündeki biz Neron’ları rahatsız ediyordu. Saha içindeki görevlilere dağıtılan Alanya belediyesinin sarı fosforlu yelekleri ise develerin rengarenk geleneksel renkleri ile inanılmaz tezattı…

“Devenin bokuna bastığı için(!)” bu hastalıktan kurtulamadığını söyleyen, ulaşım parası için dünyanın parasını vererek ve develeri üzerek(!) gelenler, ödül olarak belki bir battaniye vs. alıyordu. Kargaşanın tam ortasında, güreşler devam ederken verilen kupalar, muz hevenkleri de Alanya’ya özgü bir operasyon olmalıydı! Anonsla yapılan açık arttırma, bağış toplama seansları ise halkı hiç ilgilendirmiyordu.

Beri yandan, tribünlerde tam bir amalgama(karışım) ve muhabbet vardı. Yeni dostluklar kuruldu. Örneğin, bana Almanca konuşan bir Rus hanımın, “Taze bunlar, deve kanı!” diyerek elinde çay tepsisiyle geçen delikanlının sözlerine kahkaha atacak kadar Türkçe bilmesi takdir topladı…

Deve güleşleri her kesimi mutlu etmiş olmalıydı. Siyasetçi yaklaşan seçim öncesi ortalıkta görünmekten; düzenleyenler, bölgelerini tanıtma adına yola çıksalar da bilinirliklerinin artmalarından hoşnut olmalıydı. Deve güleşi, Yeni Türkiye’nin modası olan “yörük kökeni kanıtlama çabaları”na da katkı sağladı. Son olarak; eğer yerini bulduysa, hayvanlara eziyet pahasına engelli yurttaşların yararına toplanan bir destek de önemliydi. Keza izleyici; böyle bir panayırı kaçırsa hayıflanırdı…

Hayvan hakları mı? Şimdilik sosyal medyadan cılız sesler var; Alanya’da böyle!