Anılar yaşlıların bastonuymuş! Bugün biz de biraz bastonla turlayalım. Aslında 'Nerede o eski bayramlar” diye başlayan, zaman zaman da sürekli eskiye öykünenlere oldum olası gıcık olmuşumdur. 'Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına...

Anılar yaşlıların bastonuymuş!
Bugün biz de biraz bastonla turlayalım.
Aslında “Nerede o eski bayramlar” diye başlayan, zaman zaman da sürekli eskiye öykünenlere oldum olası gıcık olmuşumdur.
“Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı” diyenlere hep hak vermişimdir.
İnsanoğlu yaşlandığını, aynaya baktığında ya da herhangi bir eyleme kalkışıp da beceremeyince anlıyor.
Beyin olarak, daha doğrusu düşünsel anlamda insan her şeyi eskisi gibi becerebileceğini sanıyor.
Ta ki kafasındakini eyleme dökmeye kalkıp da çuvallayınca anya ile Konya’yı anlıyor!
Yıllarca birlikte olduğun insanlarla yaşlanmanın farkındalığına varmak oldukça zor.
Uzun yıllar ayrı kaldığınız insanlarla karşılaştığınızda ne kadar yaşlanmış olduğunuzu o zaman çok daha iyi anlıyorsunuz.
Aslında, günümüz gençliğine bu anlatmaya çalıştığımız şeylerin komik hatta saçma geleceğini bile bile bu satırları yazarak yaşlanmanın ne olup olmadığı konusunda küçük de olsa ipuçları vermeye çalışıyoruz.
Yazının başlığını “Nostalji” diye atarken, yeni kaybettiğimiz Süleyman Seba’nın etkisinde kaldığımı itiraf etmeliyim.
O kadar çok yakın akrabalarımı, dostlarımı, arkadaşlarımı kaybettim. Hangisini hatırlasam, çok ilginç anılarla yüz yüze geliyor, geçmişin renkli yaşam cümbüşünün hayal alemine dalıp kaybolup gidiyorum!
Geçenlerde, rahmetli Seba ile ilgili yazdığım yazıda, bugün ona yapılan övgüler karşısında, BJK taraftarının geçmişte “Seba istifa” tezahüratlarını düşününce içimin burkulduğundan söz edip, tribünlerde taraftar grubu diye ortaya çıkan yeni yapılanmanın daha doğrusu yeni yetmelerin, Türk futboluna özellikle de spora ne kadar zarar verdiğinden söz etmeye çalışmıştım.
Geçmişe dönük anılarıma yelken açınca, İnönü Stadyumu'nda Fenerlisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı ile birlikte yan yana seyrettiğim, Lefter’leri, Can Bartu’ları, Turgay Şeren’leri, Basri Dirimli’leri, Naci’leri hatırladım.
Galatasaray’ın amigosu Karınca Ezmez Şevki’nin tribündeki tezahürat şekli, daha dün gibi gözümün önünde.
İnsan o hoşgörü ortamını hatırlayınca “Hey gidi günler hey” demeden edemiyor.
Taraftarlar çok hoş ve tatlı esprilerle birbirlerini kızdırırlardı.
Taraftarlar arasında öyle kavga gürültüyü bırakın, takım başarısız olduğunda, kendi tuttuğu kulübü basmak, futbolcuları tartaklamak gibi bir rezillik hiç yaşanmazdı.
Sahalar topraktı.
Kışın çamurda karşılaşmalar yapılırdı.
Bugünkü gibi yemyeşil çimle kaplı halı gibi sahaları o günlerde hayal bile edemezdiniz.
Bir kulübün diğer bir kulübün küme düşmesini istemesi gibi bir saçmalıktan söz etmek mümkün değildi.
Günümüzde hala, Fenerbahçe'siz, Galatasaray'sız ve Beşiktaş'sız bir ligin düşünülemeyeceğini hala anlayamamış beyinler var!
Bu üç takımdan birisi olmasın, ligin tadı tuzu kalmaz.
Rahmetli Süleyman Seba ve yine rahmetli Özhan Canaydın gibi herkesin saygı duyduğu kulüp başkanlarının özlemini uzun yıllar çekecek gibiyiz!