Coronavirüs sonrası “normale dönüş” konuşmaları çok erken başladı. Uluslararası terminoloji bu dönüşümü “yeni normal” kelimeleriyle tartışma ortamına sokunca, ülkemizde de aynı şekilde kullanıma girdi.
Sosyal medyada ise konu biraz da ironik şekilde, “Zaten normal miydik!” boyutuyla sorgulanınca, normalliğin yani olması gerekenin tanımı üstüne düşünülür oldu.
Sözü edilen bu yeni normalde, turizm çok önemli bir yer oluşturuyor. Çünkü Türkiye Merkez Bankası’nın kasası tamtakır ve ülkedeki büyük cari açığa, en azından yama olabilmesi için turizmden gelecek dövize büyük gereksinim var.
Ama bir sorun var; siyasi otoritenin ille de haziran başında açılmasını istediği turizm sezonu öyle, “başla” komutu ile yol alacak gibi görünmüyor. Hele Alanya gibi, içinde yerleşim olan büyük turizm destinasyonunda, gereken önlem alınmadığı sürece hiç olası değil. İptaller sonrasında en yakın rezervasyonların eylül ayına alındığı söyleniyor.
Alanya’nın 70 kilometrelik kıyı bandında bakanlık ve belediye ruhsatlı turistik konaklama tesislerinin yatak kapasitesi yaklaşık 170 bin civarındadır. Bu işletmelerde ise çoğu mevsimlik, yine yaklaşık 50 bin turizm emekçisi çalışır.
Sözü edilen emekçilerin dışında, hanutçuluk sektörünün baş aktörleri olan otel animatörlerinden ve dövmecilerden tutun da, tekne turu, safari yapanlara, eğlence yeri işletenlere kadar varan çeşitlilikte “turizm çalışanı!”vardır.
Adı geçen çalışanlar, ülkenin dört bir yanından, aynı Amerikan Vahşi Batı film senaryolarında olduğu gibi turizm sezonunda Alanya’ya akın eder. Ülke ekonomisinin acil durum çağrıları vermesi beklenen böylesi bir salgın döneminde turizm kazançlarının, özellikle bu niteliksiz işgücü için yaşamsal önemi vardır.
Kış ayları boyunca cepten yiyen ya da borçlanan bu insanlar için ekonomik kaygılar, ne yazık ki coronavirüs bulaş tehlikesinin çok önüne geçer, geçecektir. 4 Mayıs Pazartesi itibarıyla, birçok dikkatli gözün fark edebileceği gibi Alanya’da bu anlamda büyük hareketlenme görülmüştür.
Alanya turizmi, yapay yaratılmış turizm beldelerine göre daha düşük gelirli konuklara hizmet vermek üzere planlanmıştır. Salgın sonrası düzenlemeler üzerine fikir jimnastiği yapılırken Alanya için düşünülen ekoturizm, agroturizm gibi modeller en azından yakın vadede birer fantazyadan ibarettir.
Alanya’nın kitle turizmi yapılan, özellikle şehir içi konaklama tesislerine tur operatörleri çok düşük fiyat biçerler. Otelcinin komik düzeydeki oda fiyatları ile, beklenen fiziksel düzenlemeleri bu sezonda gereğince yapabilmesi neredeyse imkansızdır.
Bir başka konu, siyasi otoritenin hemen her sıkıştığında sığındığı iç turizmdir. Bilindiği gibi, yükselen döviz kuru ile oda fiyatları Anadolu insanı için inanılmaz boyutlara gelmiştir. Otelinde coronavirüs ek önlemlerini almaya çalışıp, bunu maliyet olarak fiyatlayan tesislerin iç turizm beklentisi fazlaca hayaldir.
Diyeceğim şudur: Alanya, turizm operatörlerince “ucuz” destinasyon olarak satılmaya ne yazık ki devam edecektir. Alanya’ya bir “butik” elbise giydirmeye kalkmak eşyanın doğasına aykırıdır. Alanya, gözünü karartmış bir şekilde salgını umursamayan, her koşulda turizmden para kazanmaya soyunmuş yerli ve yabancı çalışanı ile dört gözle sezon açılışını beklemektedir.
Alanya ekonomisinin motoru olan turizmin açılması bir elzem ise ve insanların ekonomik kaygılarının sağlığımızın önüne geçmeden giderilmesi gerekiyorsa, ne yapılmalıdır?
Alanya yerel yönetimine bu anlamda büyük iş düşmektedir. Alanya belediyesi inisiyatifi ele alıp, bir eşgüdüm merkezi gibi çalışarak, turizmin bütün bileşenlerini 2020 sezonuna hazırlamalıdır. En azından şehir içi otelleri, diğer tesisler ve eğlence yerleri için başlatacakları sertifikasyon çalışması ve daha da önemlisi denetimleri, uyarıları ile yerel yönetim kendisini sorumlu kılmalıdır.
Aksi takdirde, tekrarlayan salgın vakaları ile risk algısı yükselmiş bir beldenin “reisliği!” hiç de istenecek bir durum olmasa gerekir…
