Subaylar, lojman, orduevi, kışla arasında bir yaşam sürdürmekte. Genelde halkla en küçük bir ilişkileri olmaz. Çoğu subay sivilleri potansiyel tehlike olarak görebilmekte. Vatanı, laik cumhuriyeti koruyup kollayacak tek güç olarak kendilerini...
Subaylar, lojman, orduevi, kışla arasında bir yaşam sürdürmekte.
Genelde halkla en küçük bir ilişkileri olmaz.
Çoğu subay sivilleri potansiyel tehlike olarak görebilmekte.
Vatanı, laik cumhuriyeti koruyup kollayacak tek güç olarak kendilerini görürler.
Orduda yer alan her türlü emri yerine getiren askerleri birer meta olarak görme yanlışı içindedirler.
Tüm bu olumsuz tablonun en önemli nedeni, eğitimden ve de bazı kurumsal yapıların hem kendilerini, hem de mensuplarını ayrıcalıklı bir konuma koymalarından kaynaklanmakta.
Böyle bir yapıda yetişmiş, defalarca ülkeyi kurtarma adına darbe yapmış, siyasete yön verme iddiasında bulunan ve bunu da yıllar boyu başarıyla uygulayabilmiş bir kurumda yer alan unsurların aynı doğrultuda hareket etmeleri kadar doğal bir şey olamazdı.Defalarca darbeler yapılmış, siyasete müdahaleler edilmiş ve bu yasa dışı eylemleri gerçekleştirenler, ne yasalar ne de toplum tarafından cezalandırılamamıştı.
Balyoz davası, sürekli siyasete müdahale eden bir geleneğe ilk defa vurulan bir darbedir. Bu açıdan olaya bakarsak, demokrasi adına ve demokrasinin yerleşmesi bakımından bu olay en azından bir adım olurken, bugün darbe girişimlerinden dolayı yargılanan ve çok ağır cezalara çarptırılan askerlerimiz ise, bana göre yıllar boyu devam eden bir geleneğin kurbanları olarak görülebilir!
Öyle ki, bu isimlerin bazıları mahkemeye ifade bile vermeye gitmeyebildiler. Demek ki, bunlar, kendilerini yasaların bile üzerinde görebilme noktasına gelmişlerdi.
Ordunun her kademesinde, özellikle de sivil inisiyatifin denetiminden uzak olması nedeniyle, belli bir keyfiliğin söz konusu olduğu bir gerçekti.
Ordunun üst kademesi siyasete yoğunlaştığından asli görevine yeterince odaklanamıyordu.
Türkiye üç askeri darbe ve koalisyonlar döneminde büyük kayıplara uğradı. Ordu çağa uygun bir yapılanma ve bu yapılanmaya paralel olarak en ileri teknolojiye sahip bir ordu haline getirilemediği gibi, NATO’nun şemsiyesi altında, her yönüyle dışa bağımlı bir Silahlı Kuvvetler haline geldi.
Kirpinin yavrusunu "Pamuğum" diye sevmesi gibi, biz de salt ordumuzla övünmekle vakit öldürdük, ordumuzun gerçek gücünü hiç sorgulamadık.
İşin çok daha acı yanı ise, böylesine darbe geleneğine sahip personelle dolu olan bir orduya dönük yapılan en küçük müdahale ya da eleştiri, Türk ordusunu yıpratmak olarak değerlendirilmiş, siyasetçiler bile, kendi alanlarına müdahale eden paşalara bile sahip çıkma saçmalığını sergileyerek kendi oturdukları dalı kestiklerinin bile farkına varmaktan uzak durup, muhalefet olarak iktidarı yıpratma saçmalığı içine girmişlerdir.
Balyoz davası, bir anlamda, demokrasiye geçiş adına bir adım olarak görülebilir. Siyaset bir ölçüde de olsa bürokratik oligarşinin vesayetinden şimdilik kurtulmuş gibi gözükse de, ileride ne olacağı henüz belli değil!
Geçmişte, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin yani bürokratik oligarşinin üstünlüğü söz konusuydu. Yarınlarda bir başka üstünlerin hukukunun gündeme gelip gelmeyeceği, gerçek anlamda hukukun üstünlüğünün hayata geçip geçmeyeceği henüz belli değil.
Türkiye, yıllar boyu, salt Laik Cumhuriyeti koruma ve kollamaya çalıştı. Demokrasi hiçbir zaman gündeme gelmedi. Bundan sonra Türk aydınının ve de siyasetinin hedefi, laik demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir cumhuriyetin hayata geçirilmesi olmalı.
Batı, kalkınmasını kilisenin baskısına, ordunun müdahalesine, yargıçların keyfiliğine son vererek gerçekleştirdi. Biz ise daha işin başındayız! - DEVAMI YARIN -