Yazılarımızdan alınan motorculardan biri, 'Bana/bize ayı diyemezsin…” cümlesiyle özetlenebilecek, sağı solu, önü arkası, giydirme(!) cümlelerle bezenmiş bir ileti göndermiş. Biraz eli yüzü düzgün olsa, kelimesi kelimesine burada...

Yazılarımızdan alınan motorculardan biri, “Bana/bize ayı diyemezsin…” cümlesiyle özetlenebilecek, sağı solu, önü arkası, giydirme(!) cümlelerle bezenmiş bir ileti göndermiş.
Biraz eli yüzü düzgün olsa, kelimesi kelimesine burada yayımlar, kelimesi kelimesine de yedirirdim ona iletisini(!).
Çünkü biraz ilginç bir ileti(!).
Neyse…
Biz yine de gazete yönetimini sıkıntıya sokmayacak şekilde yanıtlamaya çalışalım.
* * *
Evet…
Sana “ayı” derim arkadaşım.
Niye derim?
Yazılarımdan bu denli alındığına göre; demek ki, sen ve arkadaş grubun; sarı ışık yanar yanmaz motorlarınızı şaha kaldırıp, kulakları sağır eden bir gürültüyle, roket gibi fırlayan güruhtansınız.
Demek ki, sen ve arkadaşların, motorlarınızı, o malum patlama seslerini çıkaran aparatlarla donatanlardansınız.
Demek ki, sen ve arkadaşların, motorlarınızın susturucularını söküp, egzozlarınızı özellikle deldirenlerdensiniz.
O nedenle, sana ve arkadaşlarına (hem de çift şeddeli) “ayyıı” derim.
Sizi böyle nitelemek, size böyle seslenmek; benim de, benim gibi sizlerden rahatsız olan Alanya halkının da en doğal hakkıdır.
Kentte yaşamanın kuralları vardır arkadaşım.
Bu kuralların başında; “kişisel hak ve özgürlükleri kullanırken, başkalarının hak ve özgürlüğüne tecavüz etmemek…” gelir.
Sen ve arkadaşların, ısrarla; bu tür gürültü kirlilikleri yaratarak; kentli gibi değil, dağlı gibi davranıyorsunuz.
İnsanları korkutuyor, rahatsız ediyor, geçici de olsa işlerinden alıkoyuyorsunuz.
Onları işlerinden, istirahatlarından, uykularından alıkoyarak da kul hakkı yiyorsunuz.
O zaman hiç kusura bakma arkadaşım, ben sana da arkadaşlarına da (hem de çift şeddeli) “ayyıı” derim…
Aynı davranışlarda bulunan, çocuklarım, yeğenlerim de olsa, onlara da derim.
Hatta ve hatta kendime de derim.
Nitekim geçtiğimiz Pazar günü, olmayacak bir şey yaptım; “ayı” dedim, kendi kendime; hatta daha daha ağırlarını söyledim…
O gün arabamla, PTT kavşağı ışıklarına geldiğimde yeşil sönüp, sarı ışık yandı. Dalgındım, hızımı kesemedim, sarı ışık diye geçtim. Aynı anda, Lise yönünden de bir araç fırladı; o aracın benim aracıma yandan çarpmasını, saniye farkıyla önledim.
Yol boyu, “ayı” dedim, kendime; daha başka şeyler de söyledim.
Dedim Allah dedim.
Hâlâ da affetmiyorum kendimi, aklıma geldikçe de saydırıp duruyorum kendime…
O nedenle; derim arkadaşım, toplu yaşam kurallarına uymayan herkese, “ayı” da derim, daha ağırlarını da söylerim.
Gençliğim, hep bu konularla ilgili konularda kavgalarla, mücadelelerle, mahkemelerle, karakollarla geçti.
* * *
Arabasının camını açıp, küllüğünü dışarı döken; zıkkımlandığı sigaranın izmaritini dışarı atan; içtiği her neyse, onun şişesini ya da kabını refüje, yola fırlatan sürücüler delirtir beni; arabamın kornasıyla huzur vermem onlara. Verir, veriştiririm arkalarından…
… …
Neredeyse, her elli metrede bir çöp konteynırı varken, elindeki çöpü bulunduğu yere bırakan öküzler çıldırtır beni.
Yürürken, hiç üşenmem, tek tek toplarım o şişeleri, poşetleri götürür en yakındaki konteynıra atarım; ama dedim ya kötü bir huyum vardır, o atıkları toplarken de sövüp, sayarım.
… …
Sözün özü güzel kardeşim, derim; “ayı” da derim, başka şeyler de söylerim…
Motorlarınıza susturucu taktıracaksınız, delik egzozlarını onartacaksınız. Geri zekâlı insanlar gibi ara gazı vere vere ortalığı inletmeyeceksiniz.
Adam gibi, kentli insanlar gibi kullanacaksınız motorlarınızı kısacası.
Adam gibi kullanacaksınız ki, kendinizin ve yakınlarınızın kulağı çınlamasın.
Hastaları, hamileleri düşüneceksiniz.
O hastaların, o hamilelerin kendi yakınlarınız, kendi eşiniz, kendi bacınız olduğunu düşüneceksiniz.
İnsan olacak, insan gibi davranacaksınız.
Yoksa, derim/deriz arkadaşım.
Daha da ağırlarını söyleriz ve söylüyoruz da.
Kendinizi düşünmüyorsanız, yakınlarınızı düşünün, onların kulaklarını çınlatmayın…