Başlık, biraz yanlış oldu galiba.

??!!...

‘Galiba’ değil, gerçekten yanlış oldu.

Çünkü bu başlık, Sevgili Kardeşim Şerefnur Kayhan’ı anlatabilecek bir başlık olmadı.

Olmadı çünkü onu tanımlayabilecek bir başlık bulmak gerçekten çok zor.

… …

Yıllarca, ülkemizin çeşitli yörelerinde pek çok sosyal kurumun ve pek çok etkinliğin içinde oldum.

Bu süreçte, pek çok sosyal ve toplumsal paydaşlarla birlikte çalıştım.

Birlikte görev yaptığım bu paydaşları geriye doğru giderek şöyle bir tarıyorum da; Şerefnur Kayhan gibi bir paydaşım hiç olmadı.

O bu tür etkinlikler için yaratılmış, üstlendiği her görevi en ince ayrıntısına dek üstlenen, sahiplenen ve sonuna dek izleyen tam bir görev insanı.

O bir çevreci.

Ama olağanüstü bir çevreci.

Ve de Alanya sevdalısı…


* * *

Gönül işidir çevrecilik.

Herkes çevreci olmaz, olamaz.

İçten gelen bir duygudur çevrecilik, özveri ister.

Sorumluluk duygusu ister.

Bilinç ister, akıl ister, yürek ister, sevgi ister.

Daha da önemlisi, inanç ister.

Bu işin diplomayla miplomayla, üstlenilen görevle mörevle ilgisi yoktur.

Diploma ya da üstlenilen görevle ilgisi olsa; her diplomalı kişi, her üst düzey yönetici, her belediyeci, her turizmci ‘çevreci’ olurdu.

Yansız ve nesnel bir gözle bakın yakın çevrenize, öyle midir, değil midir?

Her mülki erkân, her belediyeci, her turizmci, her okumuş, her diplomalı, her mimar, her mühendis, her yurtdışı görmüş kişi çevreci midir?

Yaşadıkları yerleşim merkezleri ve de çevre bu muhteremlerin umurunda mıdır?

Kirlenen denizler; kuruyan göller; fosseptiklerin, zehirli atıkların boca edildiği su havzaları, nehirler; kuruyan, kurutulan ağaçlar; çölleşen dünya… bunların umurunda mıdır?

Bu ülke, bu kentler, bu yerleşim birimleri; durduk yere mi beton yığınına dönüştü, durduk yere mi çarpıldı?

Ülkemiz gibi az gelişmiş ülkelerde çevreci olmak ya da gerçek anlamda çevreciler bulup, onlarla ilişki kurmak, fikir alışverişinde bulunmak olanaksızdır…

Bu ülkeyi, bu kentleri, bu yerleşim merkezlerini; bu ruhsuz siyasetçiler, bu ruhsuz yöneticiler, bu ruhsuz belediyeciler, bu ruhsuz eğitimciler, bu ruhsuz mimarlar/mühendisler/müteahhitler, bu ruhsuz diplomalılar… bu hale getirdi.

Varsa yoksa kendi çıkarları, kendi cepleri, kendi dünyalıkları, kendi hobini gırtlakları…


* * *

İşte Şerefnur kardeşimin ömrü bunlarla mücadeleyle geçmiştir.

40 yıldır tanırım onu.

Yiğittir.

Gözü karadır.

Konu çevre olunca gözü hiçbir şeyi görmez.

Diline de eline de hakim olamaz.

Varını yoğunu döker ortalığa.


* * *

Geçtiğimiz çarşamba günü (5 Haziran 2024) Dünya Çevre Günü’ydü.

Doğal olarak ALÇED de bu organizenin içindeydi.

Beni “Sen rahatsızsın…” deyip, oturttu bir köşeye, her şeye kendisi koşuşturdu.

Konuklarla ve protokolle tek tek ilgilendi.

Onları, kendilerine ayrılan yerlere oturttu ve kürsüye çıkıp konuşmasını yaptı.

Son derece etkileyici, müthiş bir konuşmaydı.

Ayağa kalkıp, uzun süre alkışladım kardeşimi…


* * *

Sağ ol Şerefnur Başkanım.

Sağol…

Her fırsatta “üzerimde büyük emeği vardır...” deyip, sık sık andığın Köy Enstitüsü mezunu rahmetli öğretmen babanız da yattığı yerden izleyip, gurur duymuştur mutlaka seninle.

…. …

O gün oracıkta seni izlerken, bir film şeridi gibi bunlar geçti gözümün önünden.

Kendini çevreciliğe adamış bir ağabeyin olarak gurur duydum seninle…

İyi ki varsın kardeşim…

İyi ki varsın…