Bugün için, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem dış hem de iç politika konularındaki çıkışları ve tutarsızlıkları yüzünden, siyasi parti liderleri ve toplumun önemli bir kesimi, AK Parti karşıtlığını bırakmış, Erdoğan karşıtlığına...

Bugün için, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem dış hem de iç politika konularındaki çıkışları ve tutarsızlıkları yüzünden, siyasi parti liderleri ve toplumun önemli bir kesimi, AK Parti karşıtlığını bırakmış, Erdoğan karşıtlığına dayalı olarak bir dayanışmanın içinde.

İşte bu karşıtlık öylesine yanlış bir noktaya taşındı ki, neredeyse PKK terör örgütü ve onun uzantılarıyla bile sarmaş dolaş olunmaya başlandı.

Hem ülke genelinde hem de Alanya’da ortaya konan kimi eylemler bu anlamda ürkütücü bir noktaya taşınmış durumda.

Etnik ve mezhepsel kimliğe dayalı illegal terör amaçlı yapılanmaların ortaya koydukları eylemlerin içinde, bu kimliklerin hedef aldığı kimliklerin bile yer alması ise akıl alacak şey değil.

Biz millet olarak öylesine safız ki, birilerince, bir biçimde, dinsel, mezhepsel, ya da ideolojik anlamda bir düşünsel açılıma ya da inanca yönelerek, belli bir mensubiyet duygusu içinde kendimizi ifade ederek toplumda bir yer edinmeye çalışıyoruz.

Bu yönelişte, büyük ölçüde, bu çizginin neye hizmet ettiğini bile bilmiyoruz.

Bir tarikatın öğretisinde, kendi etnik yapısına, “Yapabildiğiniz kadar çocuk yapın” derken, karşıt etnik yapıya da, “Nefsinize hakim olun” demesine rağmen, biz bu oyuna gelip, bu cemaatte yer alıp bu cemaat liderini de baş tacı edebiliyoruz.

İdeolojik anlamda da, Marksist dünya görüşü, Kimsenin kimseyi ezmediği ve sömürmediği, sınıfsız ve sınırsız dünya toplumu olma ütopyasını savunarak ırkçılığa temelden karşı olmasına karşın, kimi uyanık etnik yapılar bu ülkede tarihin bir kesitinde ülkeleri bölerek kendi hegemonyaları altına almaya çalışan siyasi aktörlerin ve kimi ustaların “Uluslar kendi kaderini kendisi tayin etmelidir” sözünden yola çıkarak Türkiye’de de Türk solunu bölme becerisini gösterip, kimi solcularımızın bugün bile bölücülerin yanında yer almalarına, hatta kimi sol sempatizanların bile bölücülere oy vermesini sağlayabilmişlerdir.

Değerli okurlar, kimi siyasetçilerin içerik olarak, doğu ve güneydoğuda başka, batıda başka türlü bir konuşma içinde olduklarına hep birlikte şahit oluyoruz.

Ülkemizde homojen bir yapı olmadığı gibi öyle sandığımız ya da söylendiği gibi de tek bir ulusa da dayanmıyor, çok kozmopolit bir yapıya sahibiz.

Daha doğrusu kimin ne olduğunu bir bakışta anlamak çok zor.

Böyle bir coğrafyada, dünyalı ve insan olmaya odaklı, en azından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını bir üst kimlik olarak benimsemiş olsak, çok farklı etnik kimliklere ve de farklı din ve mezheplere sahip olmamız bir sorun teşkil etmez ama bugün bu kimlikler üzerinden bir ayrışma ve çatışma söz konusu olduğunda, hepimizin her anlamda çok daha dikkatli olmamız ve oyunlara gelmememiz gerekir.

Bakın böylesine karmaşık durumlarda, kimi aktörlerin, toplumları nasıl yanlarına çektiklerini öğrenmemiz için Napolyon’un şu sözünü hiç aklımızdan çıkartmamızda yarar var.

NAPOLYON: Ben Katolik geçinerek Vendee Savaşını kazandım; Müslüman geçinerek Mısır’a yerleştim; Papacı geçinerek İtalya’da yürekleri kazandım. Bir Yahudi halkını yönetecek olsam, Süleyman tapınağını yeniden kurardım.