Geçen akşam Bakan Suat Kılıç'ın 2020 Olimpiyat Oyunlarına ilişkin açıklamalarını dinledik. Olimpik bilgisinin ortalama Türk insanından fazla olmadığını anladığım değerli programcı Şansal Büyüka'nın Lig TV'sindeki...

Geçen akşam Bakan Suat Kılıç’ın 2020 Olimpiyat Oyunlarına ilişkin açıklamalarını dinledik. Olimpik bilgisinin ortalama Türk insanından fazla olmadığını anladığım değerli programcı Şansal Büyüka’nın Lig TV’sindeki program birçok yönden ilginçti. Kabinedeki son değişikliklerde adı geçen bakanın yerinin aslında ne denli sağlam olduğu da, konuşmanın bütününde anlaşıldı!
İstanbul’un adaylığını, Rio’ya 2016’yı kazandıran bir yabancı şirket hazırlıyor. Onların raporlarında İstanbul’un ulaşım kargaşası olumsuzlukta birinci sırayı almış olmalı ki, bakan önceliği bu yöndeki yatırım planlamalarına verdi. Yeni havalimanından, oradan Olimpik tesislere ulaşımı sağlayan otoyoldan, köprü geçişlerinde lastikli arabalar için yapılacak düzenlemelerden bahsetti.
Bakan, Olimpiyat hazırlıklarını fırsat bilerek ülke bütününde tesis bazında yaptıkları yatırımları da anlattı. Düzgün Türkçesi, spikerlikten gelen diksiyonu ile programı bir AKP icraatları tanıtımına başarıyla döndürdü… Başbakan’ın Arjantin’deki oylamaya katılacağını, olağandışıymış gibi ilk kez programda açıkladı. Arat’ın, Erdener’in o an kulis çalışmaları için nerelere uçmakta olduğunu gururla söyledi. Büyüka’nın şaşkınlık ya da hayranlık dolu bakışlarıyla ona (bize!) konuya ne denli hâkim olduklarını tok sesiyle anlattı…
Bakan’ın spor geçmişi yok, spordan anlamıyor; olabilir. Olimpiyatı yalnızca Londra’da tanıdı; bu da olabilir ama Olimpiyat ruhu konusunda yorum yapabilmesine yetmez. Bakan İstanbul’a Olimpiyatların verilebilmesinin yolunun somut yatırımlardan geçtiğini düşünüyor ve kamuoyunu da bu yönde hazırlıyor. Belki de üleşilebilecek(!) paralarla tartışmalara yol açabilecek tesisleşme hamlesinin gerekçesi olarak Olimpiyat hazırlıkları gösteriliyor…
Büyüka soruyor, BESYO mezunları ne zaman sisteme dâhil edilecek diye; yanıt alengirli… Olimpiyatın bütçesinin ne olduğunu sorusunu da yanıtlamıyor bakan; ya bilmiyor ve hiç düşünmemiş ya da zaten bize özgü açıklanmayan, üstü örtülmüş denklemeler(!) olacağını biliyor.
Olimpiyatları alabilmenin kriterleri olduğu gibi gerekli oyu alabilmenin de yolları var. Bu işlerin çok içinde olanların bildiği gibi kalın sarı zarflar(!) önemlidir. Diğer yandan ülkemiz hakkında yerleşmiş önyargılar var. Onları kırmada zarf geçerli değil… Hep söyleye geldiğim gibi oyunların patronu Amerika Birleşik Devletidir. Şu günlerde yargı bağımsızlığı, insan hakları, basına baskı gibi karnemizi zayıflatan konular yüzünden onlarla da itişmekteyiz.
Olimpiyatları verecek olanlar o ülkedeki olimpik bilincin yerleşmiş olmasını arzu ediyorlar. Bunun yolu da spor basınının istekli ve bilgili olmasından geçiyor… Olimpiyatların ana sponsorları o ülkedeki pazar paylarını ve bilinirliklerini artırma isteğinde oldukları gibi oyunlar sırasındaki satış cirolarıyla da ilgililer. Yarışma alanlarının izleyiciyle dolması diğer bir ölçüt. Bu sayılanlar için o ülkenin gelir düzeyinin belli bir ortalamayı tutturması gerekiyor.
En büyük korkum Olimpiyatların bir araç olarak kullanılması: “Ne yapalım, biz elimizden geleni yaptık, bunca yatırım planladık ama Hıristiyan lobisini yenemedik!” denerek her türlü talana kılıf hazırlanması; İnşallah bu sözlere gerek kalmaz…