Yarın, yeni bir yılla sarmaş dolaş olacağız. Bizim kuşak çok şanslı. İki yüzyılı da görme imkanını yakaladı. 20. ve 21. Yüzyılda da yaşarken, bu iki yüzyıl arasındaki farkı da gözlemleyebilmenin mutluluğunu yaşayanlardanım. 20....

Yarın, yeni bir yılla sarmaş dolaş olacağız.
Bizim kuşak çok şanslı.
İki yüzyılı da görme imkanını yakaladı.
20. ve 21. Yüzyılda da yaşarken, bu iki yüzyıl arasındaki farkı da gözlemleyebilmenin mutluluğunu yaşayanlardanım.
20. yüzyılın ikinci yarısıyla 21. yüzyılın ilk yarısını yaşamak ve her alandaki aradaki farkı görmek ve bu heyecanı yaşamak bambaşka bir şey.
20. yüzyılın başları dünyanın iki büyük savaşa şahit olduğu, insanların kan ve gözyaşında boğulduğu acılarla dolu bir süreç olarak tarihe geçmiştir.
Evlerde elektriğin, suyun, telefonun bile olmadığı, ulaşımın belli zorluklarla yapıldığı yıllar çok gerilerde değil, bundan 50-60 yıl önce ne televizyon vardı ne de beyaz eşya diye bir şey!
Bugün, kısa bir süre elektrik kesilip, televizyon izleyemediğimiz an kıyametleri koparıyoruz.
Bugün istediğimiz an dünyanın neresinde olursa olsun bir yakınımız ya dostumuzla telefonu bırakın farklı enstrümanlarla görüntülü olarak görüşebiliyoruz.
Uçakla yolculuk yapmak herkesin harcı değilken bugün herkes uçakla yolculuk yapabilmekte.
Otomobil bile, lüks olmaktan çıktı, herkesin alabileceği bir ihtiyaç haline geldi.
Hayat giderek kolaylaşırken, bu kolaylıklardan ve imkanlardan azami ölçüde yararlanabilmek için de, belli zorluklarla mücadele etmek gerekiyor.
Bugünün en büyük zorluğu, iyi bir meslek sahibi olmak, çok iyi bir eğitim ve öğrenim görmek.
Bugün, kuru diplomadan çok, hangi alanda olursa olsun mesleğinde en iyilerden olmak hayati önem taşımakta.
Sıradanlardan olmak yerine, en iyilerden olabilmenin yolu da, istikrarlı bir tempoyla bu yarışta yer alabilme becerisini gösterebilmektir.
Türkiye giderek koşu temposunu artırırken, atlayacağı engellerin çıta yüksekliğini de giderek artırmaya başladı.
Birey ve toplum olarak biz de, mevcut durumumuzu eleştirerek tatmin olma aymazlığını bir kenara bırakıp, bu ritme ayak uydurup, birbirimizi destekleyerek, ülkemizi çok daha ileri düzeylere taşımanın uğraşı ve özverisinde bulunmamız gerekir.
Günümüz gençliği 2011’den 2012 yılına geçerken, bir ömür denen şeyin ne olduğunun bilincinde olmayarak, yeni bir yılla mutlu olmanın sarhoşluğunu yaşarlarken, benim gibi 70 yaş çıtasını aşanların, nasıl bir duygu içinde olabileceklerini ve bir ömür denen şeyin ne kadar kısa olduğunu, sanırım tahmin bile edemezler.
Neden mi?
O yaşlarda biz de, bir ömür denen şeyi, bitmek bilmeyecek bir süreç gibi görürdük!
Bir kere daha:
“Geçen seneler sanki dün gibi,
Neredeyse dün bir, bugün bir ömür bitti!”
Diyerek, tüm okurlarımın yeni yıllarını kutluyor, bir ömür boyu sağlıklı ve mutluluklarla dolu yıllar diliyorum.
Gelecek yıl buluşmak üzere hoşça kalın!