İnsan yaşlandıkça, bir sürü konuya odaklanmaktan giderek uzaklaşıp, sınırlı konulara yönelmek zorunda kalıyor. Fiziksel ve bedensel erozyonun beyini de etkilediği kesin! Bunama noktasına gelmemek için, sürekli beyin egzersizi yapmanın yararlarından...
İnsan yaşlandıkça, bir sürü konuya odaklanmaktan giderek uzaklaşıp, sınırlı konulara yönelmek zorunda kalıyor.
Fiziksel ve bedensel erozyonun beyini de etkilediği kesin!
Bunama noktasına gelmemek için, sürekli beyin egzersizi yapmanın yararlarından söz edilse de, en azından hafızanın önemli ölçüde kapasitesini daralttığını söylemek mümkün.
Geçen gün bir tesadüf, Alanya Postası’nda yer alan Ümran Çelik’in mükemmel köşe yazısını okuyunca, öylesine duygulandım, öylesine şaşırdım ki, bu karmaşık duygu yükünü kelimelerle izah etmem mümkün değil.
Yeni Alanya Gazetesi'nde yıllar boyu günlük köşe yazısı yazıyorum.
Gazetede, yönetici konumda bulunan birçok önemli isimlerle yakın birlikteliklerim oldu.
Bugün bu birliktelik, sürekli beni deli divane eden ama, genç ve dinamik aynı zamanda mesleki etiğe çok önem veren Ferit Kesen’le devam ediyor.
Yarınlarda ne olur bilinmez!
Ölür müyüz kalır mıyız, pek belli olmadığı için, peşinen bir şey söyleyemeyiz.
Hele hele yaş da 70’i sollayınca, önümüzü görmemiz, bu konularda kehanette bulunmamız oldukça zor!
Ne ise, biz yine asıl konumuza yani Ümran Çelik’e dönelim.
Yeni Alanya Gazetesi’nde Gaye Coşkun ve Ümran Çelik birlikteliği uzun yıllar devam ettikten sonra, bu iki isim, kurumsal anlamda farklı alanlara savrulunca, yapışık kardeşler imajı önemli ölçüde ortadan kalkmış gibi bir görüntü verdi!
Bu iki değerli genç kızımızın yönettiği bir gazetede köşe yazarlığı yapmış olmaktan hep mutluluk duymuşumdur.
Aslında, gazete yöneticileri köşe yazarlarını pek sevmezler.
Bunun nedeni de, köşe yazarlarının önemli bir bölümü kapris yapar!
Ben, gazeteciliğin iki kanadında da uzun yıllar yer aldığım için bu çelişkiyi çok iyi bilirim.
Zaman zaman benim kaprislerimi geçmişte Gaye Coşkun ve Ümran Çelik çekmişken, bugün de Ferit Kesen çekmeye devam ediyor!
Neyse, gelelim konumuza.
Ümran Çelik’in duygu yüklü yazısı, bir annenin biricik evladının bir kaza sonrasında verdiği yaşam mücadelesini ve bu mücadelede bir annenin nasıl bir duygu seli içinde oradan oraya sürüklendiğini, umutsuzlukla umudun peş peşe gelgitleri içinde nasıl bocaladığını ortaya koyma adına nefis aynı zamanda çok anlamlı bir yazıydı.
Yazıyı tekrar tekrar okudum.
Bir baba ve dede olarak, yetişkin evlatlarımı ve torunlarımı düşündüm.
Genç bir annenin acılarını yürekten hissettim.
Tüm bu üzüntülerime karşın beni en çok kahreden şeylerden birisi de, böyle bir olayı aylar sonra tesadüfen öğrenmiş olmam.
Sevgili kızımız Ümran Çelik’e geçmiş olsun diyor, biricik evladı Toprak’a da acil şifalar diliyorum.