Siyasetten spora kadar her alanda, polemik bataklığının çirkefinde yuvarlanmaktan zevk alıyoruz. Bizim gibi medyada ahkam kesen kalemler, ekranlarda boy gösteren yorumcuların önemli bir bölümü, polemikten beslenmekteler. Gerçekçi yaklaşımlar...

Siyasetten spora kadar her alanda, polemik bataklığının çirkefinde yuvarlanmaktan zevk alıyoruz.

Bizim gibi medyada ahkam kesen kalemler, ekranlarda boy gösteren yorumcuların önemli bir bölümü, polemikten beslenmekteler.

Gerçekçi yaklaşımlar içinde bulunan, objektif ve de bilinçli değerlendirmeler içine girip, sesini yükseltmeyen, yazıları zehir zemberek, ona buna acımasızca saldırmayan medya mensupları yavaş yavaş piyasadan çekilmek zorunda kalacaklar gibi gözüküyor.

Aslında bu tür çıkışlar içinde bulunan beyinlere kızmaya da hakkımız yok.

Bunlar bugünün gerçeklerini görüyor, toplumun neden hoşlanıp hoşlanmadığını çok iyi tahlil ediyor ve nabza göre şerbet vererek gündemin baş köşesine oturma akılcılığını gösteriyorlar.

Bu konuyla ilgili siyasi polemiklere girmeye gerek görmeden, sadece şu son iki milli maçla ilgili polemiklere değinmekle yetineceğim.

Hollanda karşısında fena oynamadık. Girdiğimiz pozisyonları iyi değerlendirebilseydik ve de yediğimiz iki goldeki pozisyon hataları olmasaydı netice çok farklı olurdu diyerek işin içinden sıyrılma yerine, sadece Avrupa’da ekol olan Hollanda karşısında mahkum oynamadık başa baş mücadele ettik demek bile bana göre yeterliyken, “Teknik direktör Selçuk'u neden oynatmadı?” diyerek, bunun üzerinden polemik yaratmak, Türk milli takımına katkı yerine çok büyük zarar vereceğini bile bile bu polemiği sürdürmenin tek nedeni olabilir, o da, bizim medyanın polemik üzerinden reyting toplayarak semirmesinden başka bir şey olamaz.“Özünde doğru ve yararlı olan radikal kararları ayrıntılara girerek ya da türlü varsayımlardan yola çıkarak eleştirmek, kesinlikle gerçekçilikle bağdaşmaz.”

Biz her alanda, özünde doğru olan radikal kararları destekleyerek, onun başarılı olması için katkıda bulunmayı bir yana bırakıp, küçük detaylardan yola çıkarak bir sürü kaygıları ortaya koyarak bir polemik ortamı yaratarak, yapılmak istenen olumlu şeyin özü tamamen unutturulabiliyor.

Bir futbol takımında otuzun üzerinde futbolcu var. Bunlardan yirmi dördü kadroda yer alıp antrenmanlarda yer alıyor. On sekizi maç kadrosuna seçilip, ilk onbirde sahaya sürülüyor.

Tüm bunları kim yapıyor? Bu sporcularla her gün birlikte olan, onların performansını, form durumunu en iyi bilen teknik adam. Takım başarılı olursa bu başarı ilk olarak kimin hanesine yazılıyor? Tabii ki teknik adamın. Başarısızlıkta ilk gidici olan kim? Yine teknik adam.

Somut gerçek bu olmasına yani ipin ucunda sallanacak teknik adam olduğuna göre, normal aklı başında bir insan, başarılı olabileceği bir kadroyu mu, yoksa başarısız olacak bir kadroyu mu sahaya sürer?

Tüm bu gerçeklere rağmen, teknik adam, bir sürü hatayı peş peşe yapıyorsa, o zaman o teknik adamın futbol bilgisinden şüphe etmek gerekir ki, o zaman da, bu teknik adamı eleştirme yerine, onu buraya getirenleri eleştirmek gerekir.

Bana göre, iki karşılaşmada gördüğüm milli futbol takımımız ilerisi için umut verdi. Benim korkum, çok başarılı olabilecek futbolculardan kurulu bu takımda, sahaya sürülenlerle, kulübede bekleyenler arasında çıkabilecek kutuplaşma ve bizim medyanın da bu kutuplaşmayı körüklemeye devam etmesi.

Dünyanın neresinde ve hangi takımında olursa olsun, özellikle de milli karşılaşmalarda, bir takım gol attığında, o takımın seyircisinden, futbolcusuna herkes sarmaş dolaş olur. Eğer bir takımda futbolcular arasında gol sevinci çok farklı şekillerde gelişiyorsa o takımda bireysel ya da gurupsal kaprisler var demektir. Bu tür kaprislerin önüne geçmenin tek yolu da, “Hangi yaşta olura olsun top oynayan insan çocuk ruhludur.” Gerçeğinden yola çıkarak bu sporcuların psikolojileri üzerinde durularak sorun çözümlenmeli ya da, sorun bu türlü de çözülemiyorsa, bir an önce ameliyat masasına yatırılıp neşter vurulmalıdır!