Hangimiz, hangi konuda özgür irademizle hareket edebiliyor, tüm düşüncelerimizi açıkça ortaya koyabiliyoruz? Günümüzde 'Mahalle baskısı” denen şey aslında toplumsal baskıdan başka bir şey değil. Biz tüm bilgilerimizin temelini,...

Hangimiz, hangi konuda özgür irademizle hareket edebiliyor, tüm düşüncelerimizi açıkça ortaya koyabiliyoruz?Günümüzde “Mahalle baskısı” denen şey aslında toplumsal baskıdan başka bir şey değil.Biz tüm bilgilerimizin temelini, hep çevremizden aldık.Bu bilgilerin doğru ya da yanlışlığını, araştırma akılcılığını gösterebilirsek, doğru ya da yanlışlığını anlayabiliriz.Yoksa, bir ömür boyu, doğru ya da yanlışlığını bilmediğimiz şeylerle yatıp kalkıp onları papağan gibi tekrarlayıp dururuz. “İnsanları inandıkları şeyden alıkoymak, bir şeye inandırmaktan daha zordur. Zira kökleşmiş inançları söküp çıkartmak için uzun mücadeleye ihtiyaç vardır. Eski inançlar yerlerini yenilerine terk etseler bile, kökleriyle sökülmemişlerse en ufak bir zemin bulunca hortlarlar.”“Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir.”Yıllar boyu, balıkla yoğurt yenildiğinde zehirlenmekten söz edilip duruldu. Bunun böyle olmadığını bilmeme rağmen yine de balıkla yoğurt yemekte tereddüt ediyorum! Böylesine bir toplumsal alışkanlık içinde yoğrulmuş bir insanın, sürü içgüdüsünü yenip, kendi kendinin efendisi olabilmesinin çok zor olduğu bir gerçek.İnsanın kimi zaman aklı tutulabilir, basireti bağlanabilir.Siyasi hatta ideolojik tercihlerimizde, belli olaylar ve gelişmeler karşısında ortaya koyduğumuz tepkilerde de kimi zaman çok büyük yanlışlar yapmış olabileceğimiz gibi, bundan sonra da belli yanlışlara imza atabileceğimiz gerçeğini de kabul etmek zorundayız. Ama, bu gerçekçiliği gösterebilmek için, siyasi ve ideolojik saplantılardan ve de kaygılardan oldukça uzak durarak, tüm olay ve gelişmelere olabildiğince objektif bir biçimde yaklaşarak, sürekli sorgulayan, araştıran ve tartışan bir çizgide koşuşturmamız gerekir.“Dediğim dedik, öttüğüm düdük” diyerek, sürekli belli ezberleri şiirsel bir üslupla, topluma sunarak ahkam kesmenin bir anlam ifade etmeyeceğini de kabullenmemiz gerekir.Ülke ve ülke insanını sevdiğimizi dile getirmenin bir anlam taşıyabilmesi için, bu sevgiyi, siyasi ve ideolojik tercihlerimizin önüne taşmamız gerekir. Toplum ve birey olarak, zaman zaman, ülke ve ülke insanımıza olan sevgimiz adına belli ideolojilere ya da siyasi yapılara odaklanarak, bu yolla ülkemize ve ülke insanımıza yararlı olacağımıza inanırız ya da birlerince bir biçimde buna inandırılırız.Zaman zaman yurtseverlik adına öyle tepkiler ortaya koyarız ki, bu tepkilerimizin ülkeye ve ülke insanına ne kadar zarar verdiğinin bile farkına varmayız!Bu yanlışa düşmemek için, her davulun önünde oynamaya benzer bir alışkanlıkla, sürü psikolojisi içinde, kendi özgür irademiz dışında oluşan herhangi bir yapıya biat edip, körü kürüne bir düşünceye, bir inanca bağlanmaktan özellikle kaçınmalıyız.