Devletten maaş alarak asli görevini yerine getirmekle yükümlü bir kişi, bu görevi başarıyla yürütmüşse, bunun değerini, onun bu başarısını yine onun kurumu değerlendirir. Kurumsal bir yapıda, o kurumun sadece bir ferdi olarak, tüm diğer...
Devletten maaş alarak asli görevini yerine getirmekle yükümlü bir kişi, bu görevi başarıyla yürütmüşse, bunun değerini, onun bu başarısını yine onun kurumu değerlendirir.
Kurumsal bir yapıda, o kurumun sadece bir ferdi olarak, tüm diğer unsurları özellikle de alt rütbedeki yiğitlerin yiğitliklerini görmezden gelerek ya da ikinci plana iterek her başarıyı kendine mal etmeye kalkan, bu tür insanları, sırf reyting uğruna “Efsane", "Yiğit", falan filan sıfatlarıyla, sürekli ekrana taşıyarak kahraman ilan eden medya, ne yalan söyleyeyim, başlangıçta beni de etkilemiş, bu tür yayınları kaçırmıyor bu tür komutanlara hayranlık duyuyordum. Ne zaman ki, bunlar popülerliklerini ranta çevirmeye kalktı, konferanslara yönelip, parti kurarak siyasete yelken açtılar işte o zaman bunların çıkışlarının, boş varil gürültüsünden başka bir şey olmadığını anlayabildim.
Hele, hele Alanya’ya gelerek verdikleri konferansları dinleyince, ne kadar yanıldığımı, toplum olarak nasıl ayağa getirildiğimizi anlayabildim.
Kişi kendini beğenmezse çatlarmış. Bizim bazı beyinler de çatlamamak için, kendilerini bulunmaz Hint kumaşıymış gibi tanımlarken medya da bu ilkel aynı zamanda şark kurnazlığına çanak tutabilmekte!
Bence grup, grup eylem yapmanın bir araya gelememenin nedeni, grupların ve de grup liderlerinin öne çıkma, ekranda çok daha fazla görünme, gündemin belirleyici unsurlarının en önünde yer alma düşüncesine dayalı bencillikten başka bir şey değil.
Siyasilerin sırça köşklerinden, yoksulların yoksulluğu, işsizlerin işsizliği ve sefaleti üzerinden siyaset yapmaları ne kadar yanlışsa, şehitlerimizin kanları üzerinden hamasi çıkışlar yapılması çok daha çirkinlik ve rezillik olarak değerlendirilmeli ve bu tür çıkışlara toplum olarak pirim vermemeliyiz.
Tabii ki bu tür çıkışları yapanların hepsinin böyle olduğu iddiasında değilim.
İçlerinde çok iyi niyetle, salt duygularını samimi bir biçimde ortaya koymaya çalışan, tepkisini frenleyemeyenlerin olduğunu da çok iyi biliyorum.
Bu tür dostları tabii ki genel değerlendirmemizin dışında tutuyorum.
Ateş düştüğü yeri yakıp yıkarken, uzaktan gazel okumanın, ahkam kesmenin, hamasi çıkışlar yapmanın ne kadar içten ve inandırıcı olup olmadığını millet olarak sorgulamamızda yarar var.
Alanya’da AK Parti Payallar Belde Başkanının açıklaması bana çok ilginç, ilginç olduğu kadar da anlamlı geldi.
Böylesine acı bir günde, duygusallığın tavan yaptığı, yiğitliğe soyunanların, yığınlara kılavuzluğa kalkan kargaların sayısının oldukça fazla olduğu bir ortamda bakın Akış insanlarımızı nasıl sağduyuya çağırıyor: “PKK terör örgütüne tepki eylemleri yaparken asla kesin kanaat olmadıkça hiçbir Kürt kardeşimize yan gözle bakmayalım. Hiçbir Kürt esnafımızı sanki terörist destekçisiymiş gibi dışlamayalım. Zaten terör örgütünün istediği de budur. Bizi birbirimize düşman etmek, bizi birbirimize düşürüp kimlik çatışması çıkarmaktır. Ülkesini seven, bu ülkede yaşamaktan rahatsız olmayan, dili, dini ve etnik kökeni ne olursa olsun hiçbir vatandaşımızı dışlamayalım. Aksine dostça ve kardeşçe yaklaşalım. Onları bu ülkede yalnızlaştırmak yerine onların da bu ülkenin bir parçası olduğunu ve eşit haklara sahip olduklarını hissettirelim. O zaman terör örgütüne en iyi cevabı vermiş oluruz. Biz birbirimize sımsıkı kenetlendikçe, ayrışmak yerine kaynaştıkça, terör belasının umutları kırılacak, içine düştükleri bu ümitsizlik onları sona götürecektir.”
Bize, bizim öfkemizi kamçılayan, bizi çileden çıkartıp, hem kendimize hem de ülkemize ve ülke insanımıza zarar verebilecek bir deliliğin yanlışına sürükleyecek çıkışlarla, kitleleri tahrik edici süslü söylem ve eylemlere yönelen kılavuzlar yerine, sayın Akış gibi aklını öne çıkaran ve teröristlere onların ağababalarına en güzel cevabın nasıl verilebileceğini gösteren aklı başında, yiğitlik taslamayan, uzaktan uzağa asıp kesmeye kalkmayan hamasi çıkışlarla yığınları etkilemeye çalışmayan beyinler lazım.
Yıllardır, her şehit cenazesinde “Şehitler ölmez, ülke bölünmez” sloganıyla yatıp kalktık.
Antalyaspor-Galatasaray karşılaşmasında Antalyasporlu futbolcuların sahaya taşıdıkları pankartın üzerinde "Şahadetinizle toprağa can, bayrağa kan, gücümüze güç kattınız, mekanınız cennet olsun" sözleri bana çok daha anlamlı geldi.