TOPLUM olarak, hala laikliğin önemini tam anlamıyla kavrayabilmiş değiliz. Laiklik, din, vicdan ve düşünce özgürlüğüdür. Dinsel tercih ve ibadet biçimi, bireyin Yaradan'la kul arasındaki kişisel bir ilişki biçimidir.  Bu anlayışın,...

TOPLUM

olarak, hala laikliğin önemini tam anlamıyla kavrayabilmiş değiliz.
Laiklik, din, vicdan ve düşünce özgürlüğüdür.
Dinsel tercih ve ibadet biçimi, bireyin Yaradan’la kul arasındaki kişisel bir ilişki biçimidir.
Bu anlayışın, topluma dayatılması ya da inançlı insanların inançlarını istismar edip kullanarak, toplumu yanlış yönlere çekecek girişimlerde bulunmak, o topluma yapılacak en büyük kötülüktür.
Atalarımız, ibadetin de, kabahatin de gizli yapılması gerektiğini söylemişler.
Bir insanın ya da devletin üst kademelerinde bulunan bir devlet adamının ve de siyasi bir aktörün, toplumu etkilemek için, konuşmalarını dini söylemlerle süsleyip, dini argümanlarla pekiştirmeye kalkıp, inancını ve ibadetlerini topluma gösterme çabalarının laiklikle ve de inançla ilgisi olamaz.
İmandan ve inançtan sürekli söz ederek, din üzerinden belli yapılanmaya giden tüm örgütlerin ve siyasi yapılanmaların, Ortadoğuda ve ülkemizde ne rezil bir eyleme tevessül ettiklerini hep birlikte gördük.
Tarihte nasıl Hıristiyanlar birbirlerini kırdıysa, Müslümanlar da, tarih boyunca birbirlerini kırmış, bugün de birbirlerini yok etmekle meşguller.
Demek ki, kimi hainler, dini bile kullanarak, ülkesine, ülke insanına hatta insanlığa en büyük kötülüğü yapabilmekteler.
Bakın rahmetli Kazım Karabekir yıllar önce ne demiş:
"Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor."
Bu darbeye, bu rezil duruma nasıl düştüğümüzü, nasıl devleti ele geçiren bu canilerin farkına varamadığımızı ya da bu canilerin önlerini kimlerin açtığını bir an önce ortaya çıkartmamız lazım.
Televizyon kanallarımızda, yıllardır din adamları toplumu şekillendirmeye kalkarken, bilim adamları ve konularında uzman yurtseverler, neredeyse ekranlarda görünmez oldular.
Bu rezil darbe girişimi, başta halkımız olmak üzere, vatansever ordu mensuplarımız, polislerimiz, siyasilerimiz ve basın mensuplarımızın dik duruşları ve cesaretleri sayesinde engellenmiştir.
Kimse tek başına bu başarıyı kendine mal etmeye kalkmamalıdır.
Devlet adamlarımız, dünyaya meydan okumayı ve bu ülkenin ve bu ülke insanının başına yeni çoraplar örebilecek düşmanlar yaratabilecek çıkışlardan bir an önce vazgeçmeli.
Başbakanın dediği gibi, düşmanlıklara son vermenin çabası içine girip, yeni dostluklar kurmanın yolları aranmalıdır.
Bunun için de, diplomasi diline dönüp, kabadayılıkların ve de şu ya da bu ülkenin yönetim biçimlerini ve yöneticilerini eleştirmekten vazgeçilmelidir.
Darbe sürecinde, telaşa kapılmayan, dik duran başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Başbakanımızı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu ve MHP lideri Devlet Bahçeli'yi de tebrik etmemiz gerekirken, daha önce de belirttiğim gibi, bu başarıyı ve onuru kimse tek başına kendine mal etmeye kalkıp, siyasi rant devşirme peşinde koşmamalıdır!
Önümüzde daha çok yapılacak iş var.
Bu rezil yapılanmanın, geçmişte bürokrasinin ve sivil hayatın önde gelen aktörlerini nasıl tasfiye edip mahkum ettiklerini ve onların yerine nasıl geçtiklerini de yeniden ele almamız gerekir.
Bürokraside yandaşa değil, liyakate önem verilmelidir.
Daha da önemlisi, bu yapılanmanın ne kadar tehlikeli olduğunu söyleyen, yazıp çizen, ciltler dolusu kitapları bu topluma ve etkili ve yetkililere aktaran insanlarımızın bu ihbarlarının, neden kulak arkası edildiğinin de araştırılmasında yarar var.
Tabii ki, dünün yanlışlıklarının üzerine gidilmesi çok önemli ama bugün bir ve birlik içinde, bu felaketi de atlatabilmek için, istisnasız hepimiz, hangi etnik kökene, dine, mezhebe, ideolojiye ve partiye sempati duyarsak duyalım, sarmaş dolaş olmalıyız.