DEĞERLİ okurlar. TV kanallarında. Adının önünde Prof. Dr. olan ilahiyatçılardan geçilmiyor.  İstisnasız hepsinin de, fantastik masallar ve hikayelerle milletin kafasını karıştırmaları ilginç boyutlara tırmanmaya başladı. Yığınların...

DEĞERLİ

okurlar.

TV kanallarında.
Adının önünde Prof. Dr. olan ilahiyatçılardan geçilmiyor.
İstisnasız hepsinin de, fantastik masallar ve hikayelerle milletin kafasını karıştırmaları ilginç boyutlara tırmanmaya başladı.
Yığınların da, siyasilerin miting meydanlarını doldurması gibi, bu beyinlerin söyleşilerine katılıp saçma sapan sorular sormaları bir yana, bu beyler de, bu saçma sapan sorulara saçma sapan cevaplar vermekle meşguller.
Gerçek bilim adamlarını, herhangi bir alanda başarıdan başarıya koşmuş, ülkemizi ve ülke insanımızı uluslararası arenada başarıyla temsil etmiş beyinleri öne çıkaran, topluma tanıtan yok gibi bir şey.
İşin en ilginç yanı ise.
Allah ve kitap adına ortaya konan bu saçmalıklar da TV kanallarında yayınlanıyor.
Buralara gidenlerin önemli bir bölümünün, televizyona çıkmak ya da bir sosyal etkinlikte bulunma ve de bu saçma sapan soruları bile bile sormak için buralara doluştuklarına inanmak istiyorum!
Son yıllarda, dogmalarla yatıp dogmalarla kalkmaya başladık.
Dogmatizmin en bilge beyinlerinin başında da Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu ile Prof. Dr. Mustafa Karataş geliyor.
Ben gene de, tüm bu tiyatro oyunlarındaki en ilginç açıklamayı da Hatipoğlu’nun yaptığı kanısındayım.
Bakın Hatipoğlu ne demiş.
Son dönemde bazı ilahiyatçıların fitne çıkararak halkı yanılttığına dikkat çeken Hatipoğlu "Bazı ilahiyatçılar şefaat yok, kabir azabı yok, kader yok, Hz. Âdem ile Havva yok demeye başladılar. Yakında Hz. Muhammed de yok diyecekler ama onu daha söyleyemiyorlar. Bir müddet sonra Kuran da yok diyecekler. Akıl var, Kuran'a ne gerek var diyecekler. Özellikle hocalar arasında böyle bir akım var. Üzülerek söyleyeyim, onların talebeleri arasında ateistler çoğaldı. Karşımızda böyle bir fitne var ve bu fitnenin merkezinde bazı ilahiyatçılar var" diye konuştu.
Bunları söyleyen bir ilahiyatçı.
Suçladığı kişiler de ilahiyatçılar.
Bana göre bu tür açıklamalar sonrasında, ateistlerden çok deistler çoğalır.
Zira deistler, Yaradan’a ve yaradılışa inanırlar. Dinlere, özellikle de peygamberleri olan ve kitaplarının da Allah sözü olduğu iddia edilen dinlere, Allah sözü olmadığı düşüncesiyle inanmazlar.
Aslında, bütün inançlar Yaradan’a dönük olduğuna ve de deistlerin inancı da, salt Yaradan’a yönelmekse, deistleri eleştirmenin bir mantığı yok gibi geliyor bana!
Hani derler ya.
Hocanın dediğini yap ama yaptığını yapma.
Hocanın dedikleri Yaradan’ın emirleriyse, hocalar vatandaşa, bu emirlere uymalarını söylerlerken, kendileri ne diye uymuyorlar?
Yoksa Yaradan’ın emri denen bu emirler gerçekte Yaradan’ın emri değil mi?
Kimi ilahiyatçının din adına anlattıklarının çoğu, bizim geleneksel masallarımız gibi.
Tıpkı, “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten, annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, bana gösterdiler köşeyi..."
Kimi de, hani anneler çocukları uyuturken, “Dandini, dandini dastana, danalar girmiş bostana…” ninnisi söyler ya!
Bizim ilahiyatçıların önemli bir bölümü de, bizi bu hikayelerle uyutmakla meşguller.
Aslında bunda şaşıracak bir yan da yok.
Bunların mesleği ve de ekmek kapıları da bu!
Geçen gün Prof. Dr. Mustafa Karakaş’ın bir saçma hikayesini dinlediğimde inanın neredeyse kafayı yiyecektim!
Hikayeye bakın.
Adamın biri ondan bundan borç para alıp, fakirlere dağıtıyor. Sonra alacaklıları gelip alacaklarını isteyince bekleyin diyor. Evin içi, alacaklılarla dolu. O sırada kapının önünden helvacı geçiyor. Helvacının helvalarını alıp evdeki alacaklılarına dağıtıyor. Helvacı parayı isteyince de, ona da bekle diyor. Sonra ne mi oluyor? Kapıdan bir el uzanıp bir kese altın bırakıyor. O da, ben size boşuna bekleyin demedim dedikten sonra alacaklılarına borçlarını ödüyor."
Bunu anlatan Prof. Dr. ilahiyatçı.
Şimdi bu hikayeyi dinleyenlerden bazıları ona buna borçlanıp, bu paraları fakirlere dağıtmaya kalkıp, sonra da bir elin kapıdan uzanıp bir kese altın bırakmasını beklese, ne olur?
Bilen var mı?
Bana göre alacaklıları er geç o adamı linç etmeye kalkar.
Kese gelir mi?
Bana göre gelmez de, gelecek diye bekleyeceklerin sayısının da oldukça fazla olabileceğini düşünüyorum.
Nedeni de gayet basit.
21. Yüzyıl'da.
Bilimin bu denli tavan yaptığı bir dönemde.
Dogmalarla yatıp kalkıp, fantastik masal ve hikayelerle yolunu bulmaya çalışan bir toplumdan her tür saçmalık beklenir.
Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin de, kendisini bu kadar istismar eden beyinleri yerle yeksan ederken, bizi de bunların şerrinden kurtarsın.
Bunları söylerken.
Yoksa biz de mi aynı kulvarda kulaç atmaya başladık?