TOPLUM olarak. Çocukluğumuzdan başlayarak, özellikle gençlik yıllarımızda kabadayılığa özenti duyarız. Özenti bir yana. Kabadayılara büyük hayranlık duyarız. Sanırım bu yüzden de her alanda, özellikle de siyasette, hamasete dayalı...

TOPLUM

olarak.
Çocukluğumuzdan başlayarak, özellikle gençlik yıllarımızda kabadayılığa özenti duyarız.
Özenti bir yana.
Kabadayılara büyük hayranlık duyarız.
Sanırım bu yüzden de her alanda, özellikle de siyasette, hamasete dayalı nutuklar, ona buna meydan okuyup yiğitlenme aldı başını gidiyor.
Devlet adamı ciddiyeti içinde.
Diplomasi diliyle hitabet.
Maalesef.
Hakkın rahmetine kavuştu.
Din, kitap, kader, nasip, taktiri ilahi, Allah’a emanet, “Onların topu tüfeği varsa bizim de Allah’ımız var.” “Seninle Umre'de beraber değil miydik?” diyerek yaşamla ilgili tüm iyi ya da kötü alışkanlıklarımızı Allah’a mal ederek işin içinden sıyrılma uyanıklığına giren, siyaset arenasında en soldan en sağa kadar top koşturan beyinlerin, dünyevi vaatler yerine neredeyse ilahiyatçılar gibi uhreviyata dayalı söylem zenginliğine kulaç atmalarıyla, kabadayılığa özenip sürekli, yerli yersiz efelenip, ona buna meydan okumaları ilginç noktalara taşınmaya başladı.
Bu tür saçma sapan çıkışlarımız yüzünden, dünyada giderek yalnızlaşmaya başladık.
Kabadayı olamasak da kabadayılığa özenip, klavye başında, yığınların doldurduğu meydanlar karşısında, elli yüz koruma arasında efelenmenin bu denli ucuzladığı ve de sıradanlaştığı bir başka ülke olup olmadığını cidden merak ediyorum.
Sanırım çocukluğumda başlayıp, gençliğimde de zaman, zaman gündeme gelen, çok eskilere dayanan, saçma sapan kabadayılık naralarının en saçması şöyleydi:
- Anamı kesen ben!
- Babamı doğrayan ben!
- Kız kardeşimi şişleyen gene ben!
- Ulan ben adamın gazhanesinden girer, şişhanesinden çıkarım!
- Ulan ben adamı kuşbaşı kuşbaşı doğrarım
- Hieeeyyt! Ulan ben adamı!...
Geçmişte, sarhoş kafayla bu tür rezil naralar atarak efelenen kabadayı bozuntularının olduğu bir gerçek.
Aslında.
Bu tür rezillerin rezilliğine halk korktuğundan değil, bu rezillere uymak istemediklerinden ses çıkartmıyordu.
Bu tür kalabalıklarda ya da sarhoş kafayla yiğitlenenlerin, teke tek kalınca sus pus kuzu sarmasına döndükleri de bir gerçek.
Çok beğendiğim komedyen Şafak Sezer’in kimi filmlerinde önce kabadayılık yaparken karşısına çok daha sert bir kabadayı çıkınca ne hallere düştüğünü her hatırladığımda hala gülmekten kendimi alamıyorum.
Ayakta zor duran bizim kimi siyasetçilerimizin efelenmeleri karşısında da, onların önünde bırakın yiğit birisini, sıradan birisi bile yüksek sesle “Höööt” dese, ne yapacaklarını hayal ettiğimde de gülmekten kendimi alamıyorum.
Yani.
Sanırım bizim siyasetçiler çok komik olduklarının farkında değiller.
Değerli okurlar.
Yiğitlik konusunda.
Yoksa siz bunları ciddiye mi alıyorsunuz?