KALPde akıl gibi iki yönlüdür. Yani hem iyilik yönünde hareket eder hem de kötülük. Fakat yapısı itibariyle kötülüğe daha çok meyillidir. Bazen akıl ve mantıkla izah edilemez kötülükleri eyleme sokar ki, yapan kişinin bile buna aklı...
KALP
de akıl gibi iki yönlüdür. Yani hem iyilik yönünde hareket eder hem de kötülük. Fakat yapısı itibariyle kötülüğe daha çok meyillidir. Bazen akıl ve mantıkla izah edilemez kötülükleri eyleme sokar ki, yapan kişinin bile buna aklı ermez. İçinde sevginin her türlüsü mevcut olan bir şey nasıl olur da kötülüğü barındırır diye soracak olursanız bunun cevabını bizlere verecek olan kişi büyük din alimi Hakim Tırmizi'dir.
Hakim Tirmizi; "Kalbin anlamı" adlı eserinde, kalbi şöyle tarif eder: "Kalp; İman nurunun bulunduğu yerdir. Bunun yanısıra Allah korkusu, Allah'tan sakınma duygusu, Allah sevgisi, Allah'tan razı olmak, kesin inanç, korku, ümit, sabır ve kanaatin yeridir. Kalp bilginin esaslarının kaynağıdır."
İslam bilgini Hakim Tirmizi'nin kalp tanımına baktığımızda "Bilginin esaslarının kaynağı" olduğu iddia edilen yerin nasıl olup da kötülüğün kaynağı olabileceğini tasavvur etmek oldukça zorlaşmaktadır. Ancak; Tirmizi'nin eserini okumaya devam edersek cevaplar tarafımıza verilecektir.
"Kalp üç bölümlüdür" der büyük alim. Bunlar Sadr, Fuad ve Lüb'dür. Her birinin işlevini tanımlayacak olursak; Sadr: İslam nurunun yeri olduğu gibi aynı zamanda işitilmiş bilginin korunma yeridir. Kalbe giriş noktası da burasıdır. Fuad: Bilginin ve düşüncelerin yeri olduğu gibi, aynı zamanda görme de burada gerçekleşir. İnsan bir şey öğrendiğinde önce Fuad öğrenir, sonra kalbe iletilir. Lüb(öz): Birleme nurunun yeri olduğu gibi aynı zamanda Hakk'ı her bakımdan yarattıklarından ayrıştırmanın da yeridir. "Bundan sonra ise ince makamlar ve değerli mekanlar, zarif sırlar gelir. Bunların hepsinin kaynağı birleme nurudur. O halde birleme bir sır, bilgi ise bir iyiliktir. İman ise sırrın koruyucusu ve iyiliğin müşahede edilmesidir. İslam ise "iyiliğe şükretmek ve kalbin sırra teslim olmasıdır. Çünkü tevhit Allah'ın (CC) kula doğru yolu göstermesine ve bizzat kılavuzluk etmesine dayanan bir sırdır."
Görüldüğü üzere, kalp birleme ve bilgi üzerine inşa edilmiştir ve tevhit ile donanmıştır. Yapısı itibariyle kötülüğe meyilli olmaması gerekir. Fakat tam aksine kötülüğe en meyilli yer de kalbin ta kendisidir. Bunun sırrı SADR da saklıdır. Sadr, kalbin giriş yeri demiştik yukarıdaki paragrafta. Büyük alim bunu şöyle açıklar: "Kalp bir göldür ve ona su taşıyan dere de sadr'dır. Dere pis olursa göl de pis olacaktır."
Sadr; İslam nurunun yeri olduğu gibi, kin ve günahın da yeridir. Çünkü insana yaratılışta verilen nefsi emmare (sahibine emredici nefs ya da hayvani nefs) kindar ve günahkardır. Sadra giren bu nefs onu etkisi altına alır. Böylece insan istek ve arzularının esiri durumuna düşer. Sadr kötülük karanlığı ile dolduğu vakit nurları ve ışıkları sığdıramayacak şekilde daralır. Oradan içeriye giren kötülük ve inançsızlık kalbi esir ederek insanı tevhitten uzaklaştırır. Böylece Allah'ın kılavuzluğunu kaybetmiş olan insan, kalbini en karanlık kötülüklere teslim etmiş olur.
- DEVAM EDECEK -