İnsanoğlu bencil, aynı zamanda, tatmin olmak bilmeyen bir obur. Buna bir de acımasızlığını katarsanız, ortaya bir canavar çıkıyor. Evrende başka canlıların olup olmadığı henüz bilinmese de, milyonlarca Samanyolu ve bu Samanyollarından...
İnsanoğlu bencil, aynı zamanda, tatmin olmak bilmeyen bir obur. Buna bir de acımasızlığını katarsanız, ortaya bir canavar çıkıyor.
Evrende başka canlıların olup olmadığı henüz bilinmese de, milyonlarca Samanyolu ve bu Samanyollarından birisinde küçücük bir güneş sistemi, güneş sistemi içinde de minnacık bir dünyadan söz ederken, evrende milyarlarca bizim dünyamız büyüklüğünde gezegen bulunduğuna göre, insansı olmasa da başka biçimlerde bir sürü canlının var olma olasılığından söz etmek mümkün.
Evrenin başka yerlerinde yaşamın olup olmadığını henüz bilmediğimizden, var olanlardaki yaşamın da ne üzerine kurulduğunu ve nasıl işlediğini de bilmek hatta tahmin etmek bile mümkün değilse de, dünyadaki canlıların birbirleriyle olan ilişkisinin, tamamen acımasızlık üzerine kurulduğu ortada.
İstisnasız bütün canlılar, birbirlerini yiyerek hayatiyetlerini sürdürerek her biri bir zincirin halkası durumunda. Sadece bitkiler birbirlerini yemezlerken, insan ve hayvan hem bitkileri, hem de birbirlerini yiyor.
Kabul etsek de etmesek de, mevcut düzenin temel kuralı bu.
Düzen acımasızlık üzerine kurulmuş olsa da, düzenin işleyebilmesi ve bütün canlıların varlıklarını devam ettirebilmeleri için, güçlülerin sayısı sınırlı, güçsüzlerin sayısı fazla tutulduğundan türler varlıklarını devam ettirebiliyorlar.
Buna örnek vermeye bile gerek yok ama biz yine de “Büyük balık küçük balığı yutar” atasözüyle birlikte, doğada hayvanların nasıl birbirlerini yediklerine en azından belgesellerdeki çarpıcı görüntülerle çok ciddi bilgilere ve doğanın ne denli acımasız olduğuna şahit oluyoruz.
Özünde insanın da diğer canlılardan hiçbir farkı yok. Bırakın insanın diğer canlılara reva gördüğü şeyleri, insanın insana yaptıklarını bir düşündüğümüzde, evrenin en mükemmeli ve en değerlisi olarak gördüğümüz insanoğlu nasıl oluyor da böylesine acımasız ve vahşi olabiliyor diye düşünmemiz gerekiyor.İnsanın ilk oluşumundan bu yana ilkel toplum, köleci toplum ve feodal toplum düzenlerindeki insan insan ilişkilerine baktığımızda, önceki savaşları bırakın, daha yakın tarihimizdeki 1. ve 2. Dünya savaşlarında toplumların toplumları nasıl kesip biçtiğini tarih sayfalarından öğreniyoruz. Bırakın elli yüz yıl öncesini, bugün teröristler hiç tanımadıkları insanları öldürüyor. Aynı ülkenin insanları birbirlerini katletmekle meşgul. Suriye’deki, Irak’taki rezilliğe bir bakın, vahşet giderek tırmanıyor! Etnik, dinsel ve mezhepsel çelişkilere dayalı toplumsal çatışmalardaki acımasızlık bir yana, toplumun her kesiminden insanların birbirini, akrabaların, kardeşlerin, evladın ana babasını, ana babanın evlatlarını öldürmeleri de neredeyse tavan yaptı. Kötülük modaya dönüştü dersek abartmış olmayız.Zaman zaman "İnsanlık öldü" diyerek yakınırız. Aslında insanlık doğmadı ki ölsün!