AHMET Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan'ın önce danışmanıydı, sonra Dışişleri Bakanı.  Sonrasında da Başbakanı oldu.  Tüm bu birliktelikleri döneminde Erdoğan'ın bir numaralı kılavuzu Davutoğlu idi. Davutoğlu, uluslararası...

AHMET

Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın önce danışmanıydı, sonra Dışişleri Bakanı.
Sonrasında da Başbakanı oldu.
Tüm bu birliktelikleri döneminde Erdoğan’ın bir numaralı kılavuzu Davutoğlu idi.
Davutoğlu, uluslararası ilişkiler konusunda uzman.
"Uzman" derken, akademisyen olarak bu konuda eğitim veriyor.
Kitapları var.
Bilim adamı olarak, “Stratejik Derinlik”, sonra da “Stratejik İflas” kitaplarıyla birlikte, Kuran-ı Kerim ve izahlı meali de var.
Yani.
Davutoğlu da Erdoğan gibi, koltuğunda çok karpuz taşımayı sevenlerden.
Kitabının ismi gibi, dış politikayla ilgili tüm öngörüleri iflas etmiş durumda.
Erdoğan’ın kılavuzu Davutoğlu’nun ortaya koyduğu politik dolduruşlar yüzünden, ülke ve ülke insanı olarak neredeyse Ortadoğu bataklığının içinde boğulmak üzereyken, çok şükür Davutoğlu’ndan kurtulunca, Erdoğan hatadan dönme gerçekçiliğine yelken açıp, İsrail başta olmak üzere Rusya ve Mısır’la aramızı düzeltme akılcılığını göstermeye başladı.
"Hatasız kul olmaz" diyerek hatadan dönmeyi ne kadar takdir edersek edelim, bu hatayı yapanların, bu ülkeye ve bu ülke insanına büyük zararlar verdiğini de hesaba katarsak, bu hataların bir faturasının da olması gerekir.
Bu fatura oya tahvil olur mu?
Zor.
Zira AKP’ye alternatif olup iktidara yürüyebilecek, halkın güvenini kazanacak bir siyasi yapı yok.
Muhalefet, kendi içinde çatışmakla meşgul.
Üç milyon Suriyelinin Türkiye’ye alınmaları bir yana vatandaşlığa kabul edilmeleri ilginç.
Yıllardır ipini koparan Türkiye’ye geliyor ve vatandaşlığa alınıyor.
Türkiye adeta yolgeçen hanına döndü.
Bu gidişle biz Türkler azınlıkta kalacak gibiyiz!
Yoksa bu insan severliğin ve misafirperverliğin amacı bu mu?
Ülkemizde milyonlarca işsiz ve yoksul varken, birçok ülkeye yardım yağdırmak neyimize?
Bunca hatalar yüzünden, sadece komşularımızla papaz olmakla kalmadık, komşularımızın içişlerine burnumuzu sokunca, onlar da aynı şekilde bizim başımızın belası terör örgütüne destek verdikleri için, terör sürekli tırmandı ve yüzlerce şehit verdik.
Mevlüt Çavuşoğlu gibi bir entelektüel ve çağdaş bir beyinle, Binali Yıldırım gibi sakin, gösterişten uzak, hamaseti sevmeyen gerçekçi bir Başbakan görüntüsü veren bir siyasetçiyle, komşularımızla düşmanlığı bırakıp barış köprüsü kurma çabalarını, ne kadar olumlu ve yararlı bir gelişme olarak değerlendirsek de, bu yanlış politikaların Türkiye’ye dönük maliyetinin ne kadar büyük olduğunu dikkate aldığımızda, bu yanlış politikaların sorumlularının biran önce ortaya çıkarılması ve bunun cezasını da çekmeleri gerekir.
Sanırım bu konuda en büyük hesabı verecek kişi de Erdoğan olmalı.
Eşeği bulmaya çalışanları takdir edip sevinirken, eşeği çalanları da bir an önce bulmamızda büyük yarar var.
Eşeği çalan da, bulmaya çalışan ve bulan da, aynı kişi ya da kişilerse, o zaman iş çok daha vahim demektir.
İsrail ve Rusya krizi sürecine ve bugünkü olumlu gelişmelere, bu açıdan bakmamızda yarar var.