'Ateş düştüğü yeri yakar” denildiğine göre, insanların başkalarının dertlerinden fazla etkilenmemesi gerekir. Herkes, bir olayın ya da gelişmenin kendisine yansıyan tarafıyla, yakınır, üzülür ya da ağlar. Belli bir olumsuzluk...

“Ateş düştüğü yeri yakar” denildiğine göre, insanların başkalarının dertlerinden fazla etkilenmemesi gerekir.Herkes, bir olayın ya da gelişmenin kendisine yansıyan tarafıyla, yakınır, üzülür ya da ağlar.Belli bir olumsuzluk ya da felaket karşısında insanların çektikleri acı karşısında, eğer ciddi anlamda üzüntü duyuyor ve de ağlıyorsak, bunun nedeni, kendimizi onun yerine koyup, aynı olayın bizim başımıza da gelebileceğini düşünmemiz ve böyle bir kaygıya kapılmamızdan kaynaklanıyor da olabilir.İnsani duyguların, bu denli dibe vurduğu, herkesin herkesten kuşku duyup nefret ettiği, acımasızlığın tavan yaptığı, “Ben” diye başlayan bencilliğe dayalı tatmin olmak bilmeyen oburluğun giderek tırmanışa geçtiği bir dönemde, insanların bu durumdan rahatsızlık duyduğundan söz ederek, insani duyguların yok olduğundan yakınmalarını inandırıcı bulmak pek mümkün değil gibi geliyor bana.Soygunlar, vurgunlar, dolandırıcılıklar had safhaya vardı.İnsanlar, hiç tanımadıkları kişileri bile, fındık kabuğunu bile doldurmayacak basit tartışmalar yüzünden öldürebilmeleri, teröristlerin, canlı bombaların her yerde insan avına çıkmalarındaki mantığın mantıksızlığı, en azından insanlık açısından üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konulardan birisi.Etnik, dinsel ve mezhepsel kimliklere dayalı ayrışmaların ve de çatışmaların, insanlık dışı saldırılar şekline dönüşmesinin, insanlıkla, dinle ya da mezhepsel farklılıkla izah edilmesi mümkün mü?Dünyalı ve insan olmaya odaklanması gereken birey ve toplumların, belli kimliklerle kendilerini ifade ederek birbirlerine üstünlük kurmaya çalışmaları, bireyin ve toplumun kendi kendine yönelebileceği bir rezillik olamaz.Bireyi ve toplumu böylesine insanlık dışı bir çizgiye taşıyan en temel unsur, ülkeyi yöneten egemen güçlerin oluşturduğu politikalara dayalı eğitim biçiminden başka bir şey olamaz.Toplumları yönetebilmek, bir arada tutabilmek için, bir düşman yaratıp, bu düşmana karşı topyekun bir birlikteliğin oluşturulmasının kolaycılığında, insanlar ve toplumlar birbirine düşman edilip, bir kesim, diğer kesimi ötekileştirilerek iktidarlar ayakta kalabilmekte.Sınırların olmadığı, insanın insana değer verdiği, soygun ve vurgunun bulunmadığı, insanın insanca yaşayabildiği, kimliklerin birbiriyle çatışmadığı, insanların birbirine karşı üstünlük kurmaya kalkmadığı, hatta “Kimlik” sözünün bile edilmediği, dünyalı ve insan olmaya odaklı bir ortamda yaşamak çok daha insani olmaz mı?“BEN” diye başlayan bencilliğe dayalı olarak, en güçlü, en saygın kişi ya da toplum olarak kendini görme ya da gösterme saçmalığına yoğunlaşmış toplumların önemli bir bölümü, kendilerinin güçsüzlüğünü bilse bile bunu kamufle edebilmek için, tarihe öykünüp, atalarıyla övünerek, olmayan bir gücün hayalini kurarak, hikayeler ve efsaneler uydurarak, kendini güçlüymüş gibi gösterme saçmalığı içine girebiliyorlar!Ne yaparsın, insan bu, kimi de böyle sanal ham hayallerle başkalarını küçümseyerek mutlu oluyor, bunlarla da yiğitlenip kasım kasım kasılabiliyor.