Toplum olarak, giderek hem yozlaşıyor, hem bozuluyor, hem de kokuşuyoruz! Nedenlerine dönük, bir sürü gerekçe sıralanabilir. İnsanın özünde bencil oluşuyla, tatmin olmak bilmeyen oburluğu, sanırım bozulmanın en temel nedenleri olarak ortaya...

Toplum olarak, giderek hem yozlaşıyor, hem bozuluyor, hem de kokuşuyoruz!
Nedenlerine dönük, bir sürü gerekçe sıralanabilir.
İnsanın özünde bencil oluşuyla, tatmin olmak bilmeyen oburluğu, sanırım bozulmanın en temel nedenleri olarak ortaya konabilir.
Doğanın doğal dengesinin de, acımasızlık üzerine kurulduğunu hesaba katarsak, tüm bu yakınmalarımız özünde boşuna.
İnsanın ilk oluşumundan bu yana, ilkel, köleci ve feodal toplumdan günümüzün “Kan ve gözyaşından beslenen” toplumsal yapılarına varana kadar geçen sürece şöyle bir bakarsak, acı gerçeği görürüz.
İnsanın düşünen bir hayvan olduğu yaklaşımdan yola çıkarsak, hayvan yanımızın her zaman ağır bastığı ortada.
Bütün hayvanlar birbirlerini yiyerek yaşamlarını sürdürüyorlar.
Doğanın dengesi ise, güçlülerin sayısının az, güçsüzlerin yani güçlülerin besin kaynağı olan canlıların ise sayısının çok fazla olmasıyla sağlanıyor.
Nice’nin felsefesinden yola çıkarsak, dünyadaki tüm insani arayışların temel nedeni, güçsüzlerin zaaflarını ortadan kaldırmaya dönük.
Tüm toplumsal arayışlar, kurallar, yasalar, dinler, ahlak temelli örf adet ve gelenekler, zayıfı güçlüye karşı korumayı amaçlasa da, yine de güçlüler, bugün de dile getirildiği gibi, adalet bile hukukun üstünlüğünden çok üstünlerin hukukuna dayandırılabiliyor!
Tüm sahalarda at koşturanlar egemen güçler. Garibanlarsa seyir terasında!
Günümüzde siz hiç şahit oldunuz mu, fakir ama çok bilge bir insanın siyasette bir yerlere geldiğine?
Yazının başlığı “Giderek yozlaşıyoruz.”
Aslında bu da doğru değil.
Geçmişten bu yana zaten hep yozuz.
İnsanın yücelişi ya da “Yüce insan” arayışı özünde ütopyadan başka bir şey değil.
Genel kültürden söz ederek, kalkınmış, refah seviyesi yüksek belli ülkelerdeki medeniyetleri öve öve bitiremiyoruz ama bu ülkeler ekonomik yönden yoksullaşmaya başladığında oradaki insanlar da bir biçimde hem de en acımasızca insanlıktan çıkıp hayvanlaşabiliyorlar.
Dinsel ve de hukuksal anlamdaki tüm yaptırımların bile insanı tam olarak hayvanlıktan uzaklaştırıp, hayalini kurduğumuz insanlık noktasına taşıyamadığını görüyoruz.
Birinci ve ikinci dünya savaşları, kalkınma sürecine girmiş en medeni toplumlar arasında gerçekleşti.
Tarih boyunca bütün dinler hatta mezhepler birbiriyle çatışıp, Yaradan adına Yaradan’ın yarattıklarını asıp kesmekle geçti, geçmeye de hala devam ediyor.
Özetle, insan olarak, tüm sorunların sorumlusunu ararken, öncelikle insanın ne olduğuna ve ne olması gerektiğine ve bunun da nasıl gerçekleşebileceğine bir an önce karar vermemiz gerekiyor.
Bunun için, insanın özünde var olan zaaflarının bugünkü gibi yasalarla, dinlerle, örf ve adetlerle tümüyle ortadan kalkamayacağı gerçeğini de görmemiz gerekir.
Biz, bize yapılmasını istemediğimiz şeyin bir başkasına da yapılmaması gerektiğini sözde savunuyor görünürken, özünde ise, kendimiz bir başkasına her şeyi yapabilmenin beklentisi içinde oluyoruz!
Çözüm mü?
Tarih boyunca çözülememiş bir soruna benim çözüm üretmeye kalkmam kadar komik ne olabilir?