İnsan gençliğinde, birilerinden bir biçimde, doğru, yanlış çok şey öğrenir. Bunların doğru ya da yanlışlığını, belli bir olgunluk çağına gelince ancak anlayabilir. Kimileri de, ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar, ezberlerinden bir...

İnsan gençliğinde, birilerinden bir biçimde, doğru, yanlış çok şey öğrenir.
Bunların doğru ya da yanlışlığını, belli bir olgunluk çağına gelince ancak anlayabilir.
Kimileri de, ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar, ezberlerinden bir türlü kurtulamayıp, yıllar boyu aynı şeyleri papağan gibi tekrarlayıp dururlar.
Dogmaların dar kalıplarına sıkışıp kalmış beyinlere, ne derseniz deyin, ne anlatırsanız anlatın laf kar etmez.
‘Dediğim dedik, öttüğüm düdük’ diye diye bir ömür tüketirler.
Onlar, kendilerine dayatılmış ezberlerle sarmaş dolaş olduklarından, başka bir gerçeği kabul edemez, kendilerine öğretilenlerin doğru ya da yanlış olup olmadığını sorgulayamaz, araştıramaz, tartışamaz.
Halbuki bir düşünür, “Bir düşünceye takılıp kalma. Gerçeği bir düşünce aydınlatamaz.” demiş.
Siyasi geleneklerde, sağ ya da sol çizgi olarak bilinen, dinsel, mezhepsel, etnik, ya da devrimcilik adına ortaya çıkmış tüm marjinal oluşumlar başlangıcında belli bir dayanışmayı, kaynaşmayı ve birlikte yaşamayı amaçlamış olsa da, zaman içinde kutuplaşmanın, çatışmanın ve de tüm savaşların temel taşları olarak karşımıza çıkmıştır.
Bütün dinler, mezhepler ve tarikatlar Allah’a dönük olmasına karşın, dinler arası savaşları bırakın aynı dine mensup farklı mezhep ya da tarikatlara inanan insanlar birbirleriye çatışıp, birbirlerini öldürürlerken bile bunu Allah adına yaptıklarını söyleyebiliyorlar. Özellikle şiddeti ve terörü benimsemiş legal ya da illegal yapılanmalarda gençler robot haline getiriliyor. Bir ırkçı için, kendi etnik kökeninden başka bir şeyin önemli olmadığı öğretilirken bile, aynı etnik kökenden insanları, farklı dünya görüşlerine sahip oldukları için öldürmeleri akıl alacak şey mi?
Bir ırkçı kendi milliyetinin bir dinci, inandığı dinin dışındaki her şeyi silip atar, her fikrin yalan, her düşüncenin hurafe ve safsata olduğuna yürekten inanır ya da inandırılır.
Adamlar dinden kitaptan bahsediyor, sonra da din kardeşlerinin ya da aynı etnik kökenden insanların toplu halde bulunduğu yere gidip, canlı bomba olarak onlarca insanı öldürebiliyorlar. Yani, hem ölüyorlar hem de öldürüyorlar. Allah’ın yarattığını Allah adına öldürdüklerini ifade etmek için de, ‘Allah’u Ekber’ en büyük Allah diyebiliyorlar.
İnsanın yücelişine gidecek yol bu olabilir mi? Hem Allah’ın affediciliğinden, bağışlayacağından bahsedeceksin hem de Allah adına insanları öldüreceksin!
Hani kimin günahkar kimin sevapkar olduğunu Allah’tan başkası bilmiyordu?