1995'in aralık ayında Kerim, Hacı, Sülo ve ben yola çıktık. Niyetimiz sabah olmadan Akdağ'ı bulup şafakta Baskıbeli, Sütlükyalımı'nı kontrol etmekti. Elmalısu'dan itibaren zemini örtecek kadar yağıp sertleşen karı...
1995’in aralık ayında Kerim, Hacı, Sülo ve ben yola çıktık. Niyetimiz sabah olmadan Akdağ’ı bulup şafakta Baskıbeli, Sütlükyalımı’nı kontrol etmekti. Elmalısu’dan itibaren zemini örtecek kadar yağıp sertleşen karı ezerek devam ettik. Bodorya Deresi’ne inince dere donmuştu. Aslında sekizinci sınıfı okumuş herkesin gördüğü bu buzun altının boş olabileceğini tahmin etmesi gerekir. Ama biz hırsa yenik düşmüştük. Mantıklı davranamazdık. Altımızdaki Land Rover’a da güvenimiz fazlaydı. Halbuki yoğun buzda hiçbir araca güvenmemek gerektiğini en küçük bir hatada aracın patinaj çekebileceğini veyahut kayarak sürücüsünü hayal kırıklığına uğratabileceğini av sohbetlerinde sık sık dil getiren benimdir ama Akdağ’ın içinden gelecek azı dişleri siyah inciler gibi parlayan görkemli tekelere sahip olma hırsı bizim mantığımızı tutsak etmişti. Yinede direksiyondaki Kerim’e dikkatli olmasını sık sık tekrarlayıp duruyordum. Benim bu titizlenmeme karşılık Hacı’da deeh Baba deeh Baba takdir tedbiri bozar diyerek teslimiyetçi tevekküllüğü dile getiriyordu. Benim arkamda oturan Sülo’nun ise hiç sesi çıkmıyordu. Zaten az konuşan Sülo bu gibi durumlarda tamamen koyu bir sessizliğe bürünürdü. Arabamız arazide ikinci viteste seyrediyordu. Tahminen elli metreye yayılan buz tabakasının neredeyse üçte ikisini kurtarmıştık. Bir gürültüyle beraber arabanın sol ön lastiği kırılıp çöken yere düştü. Kerim’e aracı kesinlikle stop ettirmemesini tembihleyip batan arabamızı çıkarmanın çaresine bakmak için ister istemez Kerim’den başkamız aşağı indi. Aracımızın dışındaki ısıyı ölçen bir aparatı olmadığı için soğuğu tam tahmin edememişiz. Aman tanrım soğuk ifade edilemeyecek kadar fazlaydı. Kısa zamanda burun önlerimiz buz tuttu. Dişlerimiz sızlamaya başladı. Bastığımız yerde ayağımız biraz uzun kalınca avcı botlarımızın altı buzla birleşiyor, ayaklarımızı kaldırmak zorlaşıyordu. En yakın ağaç arabanın vincinin bağlanamayacağı kadar uzaktaydı. Düşen sol lastiğin simetriği sağ arka lastiğinde zeminle teması kalmamıştı. Burada fazla beklesek hepimiz soğuktan etkilenirdik. Gerçi sabah olmak üzereydi. Hiçbir şey yapamasak yürür giderdik ama biz hala bir an önce arabamızı çıkarıp dağın dibine arabayla ulaşmayı hayal ediyorduk. Durumumuza şöyle bir baktıktan sonra yapılacak eylemin bir olduğuna karar verdik. Hemen torbalarımızda taşıdığımız testere çakılarımızı çıkardık ve var gücümüzle etraftan dallar kestik. Arabanın zeminle teması olan iki lastiğin önüne ve arkasına yerleştirdik. O yetmedi çukurdaki lastiğinde önünü ve arkasını dallarla doldurduk. Kalkan lastiğin önüne ağırlık vermek için arabanın arka kapısını açmaya kalktığımızda kapı lastiklerinin donmak üzere olduğuna şahit oldum.
DEVAM EDECEK