BİR ülkenin gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli faktörlerden biri şüphesiz ki o ülkenin sahip olduğu iktisadi güçtür. Yabancı yatırımcıların ilgisini sürekli olarak kendi üzerinde ve canlı tutan bir piyasa yapısına ve pazar çekiciliğine...

BİR

ülkenin gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli faktörlerden biri şüphesiz ki o ülkenin sahip olduğu iktisadi güçtür. Yabancı yatırımcıların ilgisini sürekli olarak kendi üzerinde ve canlı tutan bir piyasa yapısına ve pazar çekiciliğine sahip ülkeler; birçok idari, sosyal, siyasi ve ekonomik avantajı da ellerinde tutabilmektedir. Bu nedenle ekonomisi yeni gelişmekte olan ülkeler için, yabancı sermayenin çeşitli yollar ile ülkeye girişi daha stratejik bir önem taşımaktadır. Fakat Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok geleneksel ve “kendi yağında kavrulma” bilincine sahip toplumlar, yabancı sermaye yatırımları konusunda bazı önyargılı tutumlar geliştirebilmektedir. Söz konusu bu toplumlar yabancı yatırımcıları, ülke ekonomisi ve kültürel yapısı karşısında bir tehdit unsuru olarak görmekte hatta yabancı yatırımcıların, ülke içerisinde yozlaşmalara ve kültür karmaşalarına neden olabileceğini düşünmektedir. Hâlbuki yabancı sermayeye karşı takınılan bu önyargılı tutumlar ile ülkelerin kazanacağı hiçbir şey yoktur. Aksine, ekonomik anlamda çok büyük fırsatların, bu tür tutumlar sebebi ile kaçırılabileceği unutulmaması gereken bir nokta olmaktadır. Burada önemli olan; yabancı yatırımcıların önüne duvarlar örmekten ziyade yatırımlardan azami bir şekilde yararlanırken, öz kaynakların ve kültür bütünlüğünün korunmasını sağlayacak yolların bulunmasıdır. Yabancı yatırımlardan bahsetmeden evvel, yatırım kavramına değinmekte de özellikle fayda görüyorum. Yatırım; belirli bir kaynağın ya da değerin, gelir sağlamak amacı ile kalıcı bir biçimde kullanılmasını ifade etmektedir. Tüketim harcamalarından farklı olarak yatırım için yapılan harcamalar sonucu oluşan yatırımın, orta ve uzun vadede yatırımcıya getirileri devam etmektedir. Bir ekonomideki yerleşik bir işletmenin (birey girişimi, anonim ve ya adi kamu ya da özel girişim) başka bir ülkede, uzun dönemli bir ilişki kurmak için yaptığı yatırımlar ise doğrudan yabancı yatırımlar olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu bu yatırımlar; ortak girişim, bağlı şirket kurma, şirketler arası birleşmeler, satın alma gibi çeşitli yöntemlerle gerçekleşebilmekte ve dünyanın her köşesinden yatırımcılar, dış ülke pazarlarına girmektedir.

YABANCI YATIRIM VE ÖNEMİ

Yatırım yapmak suretiyle bir ülke ile uzun süreli bir ekonomik ilişki içerisine girecek olan yatırımcılar, o ülkedeki:

•Karlılık

•Pazarın çekiciliği

•Talep fazlalığı

•Yatırımın yapılacağı ülkedeki siyasi istikrar

•Doğal kaynakların yeterliliği

•İşgücü maliyeti

•Elde edilen karın merkeze transfer edilebilme imkanı

•Yabancı yatırıma karşı tutum

•Yasal mevzuatlar ve bürokratik süreçler gibi bir takım kıstaslar öncülüğünde, geniş bir Pazar araştırması yapmakta ve uzun vadeli yatırımlarına, bu analiz sonucu elde edilen verilere göre karar vermektedir.

Analizler sonucu yapılan yatırımların, yatırımın yapıldığı ülke için; sermaye hareketliliği, yönetim bilgisi ve ileri teknoloji transferi, ekonomik geri kalmışlık kısır döngüsünün kırılması, rekabetin artması, kalitenin dünya standartlarına çıkması ve istihdam olanaklarının artması gibi ciddi öneme sahip getirileri söz konusu olmaktadır. Ancak bu noktada, yabancı yatırıma ihtiyaç duyan ülkelerin; yatırımcılara çeşitli kolaylıklar sağlarken kendi menfaat ve prensiplerinden taviz vermemeleri son derece önemlidir! Çünkü gelişmekte olan ülkelerin yatırımcı çekmek amacı ile vermiş oldukları tavizlerin kötüye kullanıldığı durumlar da ne yazık ki söz konusu olabilmektedir. Örnek verecek olursak; kendi ülkesinde yasal bir zorunluluk olan filtreleme işleminin maliyetinden kaçınmak isteyen yabancı yatırımcı, filtreleme konusunda yasal zorunluluğun bulunmadığı bir ülkede fabrika kurmak sureti ile bu maliyetten kurtulurken, yatırım yapılan ülkede büyük ölçüde hava kirliliğine sebep olabilmektedir. Bu nedenle, yabancı yatırımlardan ülke olarak en etkin şekilde yararlanırken; toplum sağlığının, çıkarlarının, doğal kaynaklarının ve işgücünün büyük bir itina ve de yasal düzenlemeler ile korunması gerekmektedir. Gerçek şu ki, bugünün doğal kaynakları üzerinde, gelecek nesillerin de kullanım hakkı bulunmaktadır! Bunun unutulmaması; ülke geleceği için hayati bir önem taşımaktadır. Öyle ise; tabiata ve topluma saygılı yatırımlar ile ekonomimizin, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmasını temenni ediyorum…