Toplum olarak, PKK belasından kurtulmak üzereyiz derken, bir başka yani DHKP-C belasıyla karşı karşıyayız. DHKP-C, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve 30 Mart 1994 tarihinde Dursun Karataş liderliğinde...
Toplum olarak, PKK belasından kurtulmak üzereyiz derken, bir başka yani DHKP-C belasıyla karşı karşıyayız.
DHKP-C, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve 30 Mart 1994 tarihinde Dursun Karataş liderliğinde kurulmuş bir terör örgütüdür.
Örgüt ideoloji olarak Marksizm ve Leninizm felsefelerini benimsemektedir.
DHKP-C amacını şöyle açıklıyor: "Mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir sistem getirmek." Bu açıklamadan da anlaşıldığına göre, DHKP-C demokratik siyasal bir örgüt değil bir terör örgütüdür.
Değerli okurlar, bugünün dünyasında, Marksist Leninist, ne devlet ne de örgüt yapılanması söz konusu değilken Türkiye’de, özellikle de PKK’nın silah bırakma aşamasına geldiği bir süreçte böyle bir örgütün gündeme gelmesi ve belli eylemlerin hazırlığı içinde olması düşündürücü değil mi?
PKK büyük rantların üzerinde oturan çok büyük bir yapılanma.
Bu rantların kaymağını yiyen bir sürü unsurun, PKK’nın tasfiyesini istemeyeceği bir gerçek.
PKK başlangıçta sol söylemle yola çıkmış, sonrasında konjonktürel gelişmelerin de etkisiyle, Kürt milliyetçiliği çizgisine taşınarak varlığını sürdürebilmiştir.
Bugün, Kürt halkının önemli bir bölümü, silahlı mücadeleden bıkmış, barıştan yana bir tavır sergilerken, Ortadoğudaki gelişmeler de gösteriyor ki, Irak, Suriye hattında Kürtler, Araplar tarafından kuşatılmış durumda. Kısa, orta ve uzun vadede, Suriye ve Irak’ta, Arap-Kürt çatışması kaçınılmaz görünüyor. Bu durumda Kürtlere sahip çıkacak tek ülke Türkiye.
İşte bu yüzdendir ki, Kürt aydınları, liderleri ve de halkı, PKK terör örgütünün silahları bırakmasından yana. Bu durumda PKK’nın Kürt milliyetçiliği üzerinden siyaset yapması ve bu tabandan yararlanması imkansız hale gelmekte.
Sanırım bu gelişmeler karşısında, PKK içinde bulunan bazı unsurlarla, sürekli sözünü ettiğimiz, yargılanan derin yapı ile, Türkiye’de Marksist ve Leninist çizgide bir solculukla rejimi yıkmaya ya da terörle ülkeyi krize sürükleyip iktidarı devirmeye çalışan unsurlar, bir araya gelerek, PKK’nın bıraktığı boşluğu doldurmaya çalıştıkları kanısındayım.
DHKP-C örgütüne dönük operasyonlara ve tutuklamalara karşı çıkanların bu örgütün yandaşları olabileceğini düşünsek de, adliye önündeki eylemlerde, İlhan Cihaner’le birlikte, partisiyle ve lideriyle sürekli ters düşen, PKK ile yakın ilişkisi olduğu iddia edilen, Hüseyin Aygün gibi bir milletvekilinin bulunması da gösteriyor ki, PKK sonrası sol jargonla yola devam edilmesi düşünülen DHKP-C hareketi tezimizi bir bakıma doğrular gibi!