Alanya'nın doğal güzellikleri saymakla bitmez. Denizi, güneşi, kumu, buz gibi şırıl şırıl akan çayları, ormanları ve mesire yerleriyle, Alanya gerçekten bir cennet. Kalesi, kulesi ve tarihi eserleri ise, atalarımızın Alanya'nın...

Alanya’nın doğal güzellikleri saymakla bitmez.

Denizi, güneşi, kumu, buz gibi şırıl şırıl akan çayları, ormanları ve mesire yerleriyle, Alanya gerçekten bir cennet.

Kalesi, kulesi ve tarihi eserleri ise, atalarımızın Alanya’nın doğal güzelliklerine ekledikleri birer aksesuar hatta bir kolye olarak değerlendirilebilir.

İnsanoğlunun yaşamında iki önemli ilişki vardır.

İnsan-doğa, insan-insan ilişkisi.

İşte bu iki ilişkidir ki, hem bireyin, hem de tolumun düzeyini ortaya koyar.

Toplum olarak bizim, doğayla olan ilişkilerimizin pek parlak olduğunu söylememiz mümkün değil.

İnsanla olan ilişkilerimizin ise çivisinin çıktığını rahatlıkla iddia edebiliriz.

Canım doğayı katletmişiz.

Katletmeye de devam ediyoruz.

İnsani ilişkilerimiz ise tepe taklak olmuş durumda.

Ülke genelindeki terör eylemleri, cinayetler, soygun ve vurgunlar artık sıradan günlük vakalar haline geldiği gibi, neredeyse haber niteliğini bile kaybetmeye başladı.

Toplum olarak, demokrasi kültürünü bir yaşam biçimine çevirecek gelişmeyi bir türlü gerçekleştiremediğimiz için, birbirimize hayatı zehir etmekle meşgulüz.

Demokrasiyi özgürlük, özgürlüğü de kural tanımamak, her istediğini yapmak olarak algılıyoruz.

Toplum olarak, övündüğümüz, tüm güzellikleri, örf, adet ve geleneklerimizi çirkinleştirmenin yarışı içindeyiz.

Geneldeki tüm bu olumsuzluklar, Alanya’ya da çöreklenmiş durumda.

Yasaların yetersizliği, cezaların da caydırıcı olmaması ve bazı kamu görevlilerinin de yasalara aykırı davranışlara gereken müdahaleyi yapmadıkları içindir ki, kimi hayasız, utanmaz, kendini bilmez serseriler hayatı bize zehir edebiliyorlar.

Gece yarılarına kadar, egzozlarını deldiren, susturucuyu çıkaran, özel aparat takarak motosikletleriyle ortalığı gürültüye boğup, yeri göğü inleterek, halkı canından bezdiren manyaklarla iç içe yaşıyoruz.

İnsanlıktan nasiplerini almamış, insanlara eziyet etmekten zevk alan, yaşları genelde 15-18 olan bu yeni yetme manyaklara kimse dur demiyor, ya da diyemiyor.

Motosiklet kullanmaktan çok cambazlık yapmaya çalışan bu çocuklardan bazıları kazalarda ölüyorlar, ya da karşı taraftaki insanlar ölüyor. Ama biz buna da trafik kazası deyip geçiyoruz.

Bunlar kaza falan değil.

Bal gibi cinayet.

Kimi sapıkların da, eski otomobilleri benzer bir biçimde böğürterek, ortalığı gürültüye boğarak turlayıp, caka satmalarındaki hanzoluğu anlamak mümkün değil.

Bunlar ya sadist ruh hastası, ya da beyin özürlüler.

Otomobillerindeki teybi sonuna kadar açarak çevreye müzik ziyafeti çekenlere ise, diğerlerinin yanında gülüp geçmek mümkün!

Bu rezilliklere İstanbul’da dur deme adına ciddi uygulamalara gidilirken, Alanya’da neden bu gürültü kirliliğine ve motosiklet terörüne seyirci kalındığını bir türlü anlayamıyorum.

Bu konuyu yani bu rezilliği, yazılı ve görsel basın ve de benim gibi birçok köşe yazarı ele almasına karşın, etkili ve yetkililer, bu konuda bir açıklama yapmaktan özellikle kaçınıyorlar gibi geliyor bana!

CHP'li Belediye Meclis Üyesi Erdoğan Toktaş’ın bu konuyu Salı günü yapılan Eylül ayı meclis toplantısına taşımasına çok sevindik.

Kendisine bu konudaki duyarlılığından dolayı teşekkür ediyor, Kaymakamımız Tanrıseven ile Emniyet Müdürümüz Saka’dan da bu konuya dönük aynı duyarlılığı göstermelerini bekliyoruz.