OLAYA küresel anlamda baktığımızda, gelişmiş ülkelerde bu tür çirkinlikler bireysel ya da lokal küçük örgütlenme şeklindeyken, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde, bu tür çirkin, insanlık dışı, acımasız örgütlenmelerin...
OLAYA
küresel anlamda baktığımızda, gelişmiş ülkelerde bu tür çirkinlikler bireysel ya da lokal küçük örgütlenme şeklindeyken, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde, bu tür çirkin, insanlık dışı, acımasız örgütlenmelerin giderek yaygınlaşarak arttığına şahit oluyoruz.
Bu da gösteriyor ki, geri kalmış ülkelerdeki beyinler, çok daha kolay yıkanıp şartlandırılarak, ölümcül bir silah haline getirilebiliyor. Okumuyoruz, araştırmıyoruz, medeni bir biçimde tartışmıyoruz.
Birilerinin bize bir biçimde sunduğu şeylere, doğru ya da yanlışlığına bakmadan, hatta sorgulamadan inanıp, kendi fikrimizmiş gibi bu düşünceye ve de kişilere biat edip çoğu zaman da tapınmaya başlıyoruz.
Belli düzlüklerde küçücük tepecikler nasıl kendilerini dağ sanırsa, biz de, az çok bir şeylerden söz edenleri, bir şey bilmediğimiz için, bilge sanma aymazlığı içine giriyoruz.
Bir insan bir konuda bir şeyler söylediğinde, bu söylediklerinin doğru ya da yanlış olduğunu anlayabilmemiz için, en azından o konuda az çok bir şeyler bilmemiz gerekir.
Eğer bu konuda en küçük bir fikrimiz yoksa, anlatılanların hepsini bir bilgi olarak görüp, o insanı da bilge olarak baş tacı ederiz.
Bir körle görenin eşit şartlar altında kavga edebilmesi için, körün göreni karanlığa çekmesi gerekir.
Kimi insanlar, salt uzmanlık dalındaki ezberlerini tekrarlayıp durarak, kendilerini bilge gibi sunarken, onu alt etmek isteyenler de, onu kendi uzmanlık dalına taşıyıp körleştirerek, bilgeliklerini kanıtlamaya kalkarken, biz de bunların bu ilkel kapışmalarını hayranlıkla dinleyerek, havayı en çok karartanı alkışlama saçmalığı içine giriyoruz!
Bu tür insanlık düşmanı acımasız örgütler, ilkel boş beyinleri baskın hale getiriyorlar.
Bu nasıl oluyor?
Bir insan beynini şartlandırmanın en kolay yollarından biri, onu sürekli denetim altında tutabilecek ve sürekli güdülenebilecek bir gruba dahil etmektir denilmekte.
Bu kumpasın sonucunda görülmüştür ki, kişi ya da kişiler, sıkı ve öz denetimli bir grup içinde tutulursa, mantığını kullanmaktan vazgeçip, sürü moduna girebiliyor.
Yine bu amaçla kullanılan ikinci bir yol da kitleleri “korku kültüründe” yaşatmaktır.
1- Düşman göster...
2- Dayanışma duygusunu kışkırt...
3- Düşündürme...
Yani, sürekli sorun, sürekli çatışma çıkar ki, taraftarların düşünemesinler!
İnsanların mantığına değil, içgüdülerine hitap et ki, abandone olsunlar.
Burada merak edilmesi gereken konu, kitleler bu tip liderlerde ve de yapılanmalarda ne buluyorlar?
Onu da şöyle açıklamak mümkün.
Bu aşamada aranan şey “özdeşlik kurma psikolojisi”.
Kendi hayatında yenik, ezik, kompleksli kişiler, gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen kocalarından, patronlarından, üst sınıftan intikam alıyorlar.
İlkel beyine hitap eden liderlerin en büyük sırrı, kendisini bir intikam aracı olarak sunmaları.
Kendini ezilmiş, horlanmış hissedenler belli bir güçlü yapı içinde, belli bir mensubiyet duygusu içine girerek kendini de bir güç gibi görme arzusuyla bu harekete yoğunlaşıyorlar.
"Grup olmak güç verir. Hepimiz aidiyet duygusunu severiz."
"Bir birlikteliği oluşturup, güçlendirmenin en kolay yolu, ortak bir düşman bulmaktır."