İnsanoğlu, ilk oluşumundan bu yana hep bir yaradan arayışı içinde olmuştur. Müslümanlığa göre, Allah'a inancın fıtri, dinlere inancın ise sonradan benimsenen bir şey olduğu kabul ediliyor. Evrendeki tüm canlılar, doğanın acımasızlığı...

İnsanoğlu, ilk oluşumundan bu yana hep bir yaradan arayışı içinde olmuştur.Müslümanlığa göre, Allah’a inancın fıtri, dinlere inancın ise sonradan benimsenen bir şey olduğu kabul ediliyor.Evrendeki tüm canlılar, doğanın acımasızlığı karşısında, kendi kendilerine yaşam mücadelesi verirlerken, sadece insanoğlu zora düştüğünde, bir güce biat ederek ya da kendi yarattığı bir tabuya tapınarak ayakta kalabileceğine inanır.Evrendeki tüm fenomenlerin niçinlerini ve nedenlerini çözmenin ne kadar zor olduğu ortada.Böylesine karmaşık ve de hassas bir düzenin nasıl oluştuğunu çözmek ve bunun mimarının ya da patronunun kim olduğunu bulmaya çalışmak, insanoğlunun en çok merak ettiği ve de meşgul olduğu bir konu.Bilim, yaratılmış tüm değerlerin ne denli düzenli ve de mükemmel olduğunu ortaya koyarken, olaya dogmatik yaklaşanlar ise Yaradan’ı salt bir sihirbaza benzetmenin kolaycılığına kaçtıklarının farkında bile değiller!Bir ressamın şahane bir tabloyu, bir fırça darbesiyle ortaya koyduğunu söylemek o ressamı büyültmez, tam aksine o ressamın emeğini küçültmek anlamına gelir.Yaradan’ın da bir anda her şeye “Ol dedi oldu” demek Yaradan’ın büyüklüğünü kavrayamamaktan başka bir şey olamaz.İnsanlar başlangıçta, taşa, toprağa, ay ve yıldıza, güneşe hatta hayvanlara bile taptılar.İnsanlık çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçerek Yaradan’ı somut bir maddi yapıdan, soyut anlamda tüm evreni kapsayan bir olgu olarak değerlendirerek, yaratılmışlığın mükemmelliğini, çok daha yüce bir Yaradan olgusuyla taçlandırmış oldu.İşte bu mükemmelliğe ulaşmak, onunla kucaklaşmak için yanıp tutuşan insanlığın bu hayal dünyasını kullanan yine de insanlar oldu!Kimi insanlar, İnsanlığı Allah’la yani Yaradan’la aldatmanın uyanıklığı içinde, insanları bambaşka bir maceraya hatta çatışmaya sürükleyebilmişlerdir.Tarih boyunca dinler, hatta aynı dine mensup farklı mezhep ve tarikatların çatışması hep bu yüzden olmuştur!Tarihte kaç peygamber yani Yaradan’la bağı olan insanın olduğunu bilen var mı?Kitaplı, kitapsız birçok peygamberden söz edilir hatta faklı farklı sayılar ortaya atılır.Tabii bunlar arasında, insanlar tarafından peygamber olarak kabul edilenler olduğu gibi, önemli bir bölümünün de peygamber olarak kabul edilmedikleri de bir gerçek.Aslında kimin Allah'ın sevgili kulu, kimin günahkar olduğunu Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği söylendiğine göre, kimin gerçek, kimin yalancı peygamber olduğunu da Allah’tan başkasının bilmemesi gerekmez mi?İnsanoğlu dini ritüellere özellikle de bir sürü ayrıntıya o kadar odaklanmış ki, kimi dinlerde salt peygambere odaklanıp Allah unutuluyor.Kimi dinlerde de mezhep ve tarikatlar bağlamında o kadar ince detaylara yoğunlaşılıyor ki, burada da Allah ve Peygamber unutulup, salt mezhep ya da tarikat liderine tapınma noktasına gelinebiliyor.Bütün inançların özü salt Yaradan’a dönük olduğuna göre bu kadar ayrışarak çatışmaya ne gerek var?geçenlerde bir yerde okudum:"Bir yerde dindarlık artarken, insanlık, ahlak, barış, adalet, empati, sevgi, saygı, hoşgörü, aklı kullanma ve bilimsel araştırma azalıyor, insanlar birbirlerini acımasızca öldürebiliyorlarsa, oralardaki din Allah'ın dini olamaz" denilmekte!