AK Parti iktidara ilk geldiği günden bu yana, Laik Cumhuriyeti savunan ve Milli Görüş çizgisinin, Laikliği tehlikeli noktalara taşıyacağı kaygısıyla, AK Parti karşıtlığını sürdürenlerin kaygılarında belli ölçülerde de olsa haklı...
AK Parti iktidara ilk geldiği günden bu yana, Laik Cumhuriyeti savunan ve Milli Görüş çizgisinin, Laikliği tehlikeli noktalara taşıyacağı kaygısıyla, AK Parti karşıtlığını sürdürenlerin kaygılarında belli ölçülerde de olsa haklı olduklarını, son yıllardaki bazı uygulamalardan anlaşıldığını itiraf etmemizde yarar var.
Başlangıçta, demokrasinin olmadığı, bürokratik oligarşinin vesayetindeki bir laik cumhuriyetin bir anlam taşımayacağı, ordunun direkt ya da endirekt müdahalelerinin kabul edilemez olduğundan yola çıkarak, yargının da, üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğü çizgisine taşınması gerektiğine inandığımızdan, AK Parti’yi belli bir süre desteklemeye devam ettik.
Zorunlu din eğitimi, Diyanete verilen kadrolar ve din adamlarının maaşlarına yapılan büyük zamlar, görkemli camiler yapma modasının öne çıkması, “Helal Gıda Konferansı” gibi saçma sapan bir ifadeyle ortaya konan bir etkinliği de duyunca, bu kadarı da fazla demek zorunda kaldığımızı söylemeliyim.
Cami, Müslümanların ibadet ihtiyaçlarını giderecekleri bir mekandır.
Çamlıca’nın tepesine, görselliğe ve gösterişe dönük bir büyük cami yapmanın inanç bağlamında ne kadar doğru olduğunu bilemem ama, bir ülkenin ekonomisi anlamında bir savurganlık olduğunu söyleyebilirim.
Hele hele, dış politikada, dinsel yaklaşımların ve de anlayışların öne çıkarılarak, ülkenin ve ülke insanının uzun vadeli çıkarlarını riske atacak birlikteliklere yönelerek, Türkiye’ni bir çok müttefikini ya da dostunu karşımıza almamız, akıl alacak bir şey değil!
Bir sürü alanda çok başarılı icraatlara imza atmış bir iktidarın, bu kadar ucuz ve de yanlış politikalara yönelerek, çevremizdeki ateş çemberinde bir tek dostumuzun kalmasını bırakın, her yanımızın düşmanlarla dolmasını tesadüfle izah etmek mümkün değil.
Daha düne kadar Suriye ile sarmaş dolaştık.
İran’ı uluslararası arenada biz savunuyorduk.
Irak’a sürekli destek oluyorduk.
Filistinliler yüzünden İsrail’le düşman olduk.
Şimdi ne oldu?
İran bizi tehdit ediyor. Irak posta atıyor. Suriye PKK kozunu oynayarak Türkiye’de terörü azdırmakla meşgul. Filistinliler derseniz, Suriye’deki Esat rejimini destekliyor.
Özetle, beslediğimiz kargalar gözümüzü oymakla meşgul.
Hani nerede kaldı din kardeşliği?
Dünyanın neresinde Müslümanların başına bir şey gelse, maddi manevi açıdan neredeyse seferberlik ilan ediyoruz!
Bizim başımıza gelenlerden dolayı, bize destek verecek Müslüman kardeşlerimiz, hani nerede?
Irak’ta Suriye’de ve birçok bölgede Müslümanlar Müslümanları öldürmekle meşguller, hem de camileri bile bombalayarak!
Bir ülkeyi ve ülke insanını yönetme adına yola çıkanların, dünyevi gerçeklere sarılmaları gerekir, uhrevi arayışlar ise, salt kişinin kendine özgü bir tercihi olarak kalmak zorunda.
Dünyada inançsız insan yoktur. Ateistlerin ve de Deistlerin bile bir inancı var.
İnsanları bir inanca zorlamak, çocuk yaşta onları yönlendirmek bir anlamda, insanın özgür iradesine vurulan büyük bir darbedir.
Tüm inançların özü Yaradan’a dönük olduğuna göre, bırakın her bir birey, Yaradan’a yönelirken yolunu kendi özgür iradesiyle seçsin.