NE çok hata yapar insanoğlu ve ne zor özür diler… Başta, kibri izin vermez özre. Kendini beğenmişliğinden ödün vermek, ölüm gibi gelir insana. Çünkü o kabartılmış egolar, aslında eksiklikleri örtmek adına kalkan gibi kullanılmıştır....
NE
çok hata yapar insanoğlu ve ne zor özür diler… Başta, kibri izin vermez özre. Kendini beğenmişliğinden ödün vermek, ölüm gibi gelir insana. Çünkü o kabartılmış egolar, aslında eksiklikleri örtmek adına kalkan gibi kullanılmıştır. Kendi adına bir kez ödün verirse, kişiliğinde çözülme olacağından korkar…
Yenilen bir halt sonrasında Âh-u-zâr olma yani yakınıp, ağlayıp sızlayarak, “Ben ettim sen etme!” halini, dolaylı da olsa daha kolay sergilerler. Hem Ah-u-zardırlar hem de kibirliliğine toz kondurmak istemezler. Sürekli kendini haklı çıkartma arayışındadırlar bir taraftan. Özür dilememek için bahaneler bulurlar akıllarınca ama yakınarak aslında özre zemin de hazırlamaktadırlar.
Özür dilemek uygarlıktır. Net bir davranıştır. Hatanın farkındasındır; hemen olamıyorsa da kısa bir süre geçtikten ve şartlar oluştuktan sonra özür dilenir. Karşı taraf eğer affedici olmaya yakınsa zaten, niyetini belli eder.
Bazen bir konuşma bile gerekmez özür için. Göz bebeğine kaçırmadan bakılabiliyorsa iş tamamdır. Başrol bu kez affediciye geçer. Eğer gelişmiş bir kişilik ise, af dileyeni ezme, bir anlamda intikam alma haline geçmez. Zaten geçerse kaybedecektir. Çünkü özür dileyen ferahlamıştır, üstünden yük kalkmıştır; artık eşitlik söz konusudur…
Çok mu romantik oldu? Tabii ki gerçekler her zaman böyle değildir…
Karşı tarafın ailesi hayduttur örneğin; seni mal varlığını elinden almakla, gelir kaynaklarını kesmekle tehdit ederler. Delikanlılığına toz kondurmak istemezsen de kodese girmiş çıkmış abilerin varlığından ürkütmektesindir. Arada kalan çocuklarının geleceğinin onların elinde olduğunu bilirsin.
Bir taraftan patronların vardır sürekli hesap verdiğin. Seni pis işlerde kullanmışlardır ama sürekli hata yaparak güvenlerini sarsmaya başladığın için, artık kara kaplı defterlerini açmışlardır. Önüne döküvermişlerdir bildiklerini. Dosyalar oluşturmuşlardır hesap almaya…
Evde sergilediğin böbürlenmelerden, üstlenmelerden çocuklarının bir kısmı etkilenmekte, sana adeta tapmaktadırlar. Onları düş kırıklığına uğratmamak gerekir, çünkü aile birliğini her şeye karşın onlar sağlamaktadır. Ailenin refahı, dirliği için muhtaç olunan kişilere ödün verilecektir. Artık ahlama vahlama değil, af dilenme, barış dileme zamanıdır.
Ama, eğer her iki taraftaki haydutlar da senin samimi olmadığını anlarlarsa, özür dileme sürecini aile içindeki otoriteni sağlamlaştırmak için bir “cambaza bak” fırsatçılığında kullandığını görürlerse; hani vardır ya İtalya mafya filmlerinin son sahneleri, kanın gövdeyi götürdüğü; işte ona döner ortalık…
O zaman bırak Âh-u-zâr olmayı, Âşık-u-zâr (İnleyen aşık) bile olsan affetmezler. Biz, her şeyi gören mahalle bakkalından söylemesi…