Ellili yaşları sollayana kadar 'Yalan dünya” sözüne gülüp geçerdim! Bugün çok iyi anlıyorum ki, dünya gerçekten yalanlarla, dolanlarla dolu. Bir ömür denen sürecin ne kadar kısa olduğunu da, yetmiş yaşını aşıp, bir ayağımızın...

Ellili yaşları sollayana kadar “Yalan dünya” sözüne gülüp geçerdim!Bugün çok iyi anlıyorum ki, dünya gerçekten yalanlarla, dolanlarla dolu.Bir ömür denen sürecin ne kadar kısa olduğunu da, yetmiş yaşını aşıp, bir ayağımızın çukurda olduğunun farkına vardığımızda net bir biçimde anlamaya başlıyoruz.Çocukluğumuzun önemli bir bölümünü hatırlamazken, çok küçük bazı ayrıntıları hafızamızdan ancak çıkarabiliyoruz.Gençliğimizin çok acı ya da çok mutlu olaylarını sık sık anı sandığımızdan çıkarıp, “Anılar yaşlıların bastonudur” sözüne uygun bir biçimde bazen övünmekle bazen de yerinmekle günler geçip gidiyor.1950'li yılların Türkiye’sini çok iyi hatırlıyorum.O yılların İstanbul’u ve Kastamonu’su ile bugünkü İstanbul ile Kastamonu çok ama çok farklı.Alanya’nın ancak yirmi yıl öncesini bilebiliyorum ama Alanya’nın beldeleriyle birlikte yirmi yıl içinde, her alanda ve her anlamda, akıl almayacak bir ölçüde gelişerek değiştiğini söyleyebilirim.Alanya’da yaşamanın bir ayrıcalık olduğu tezi hala geçerliliğini korumaya devam ediyor.Dünyanın yalanlarla ve dolanlarla dolu olmasını da, zaman içinde anlayabiliyorsunuz.Tarihimizin, belli ezberlerimizin, hatta belli inançlarımızın ve de düşünsel tercihlerimizin bile yalanlarla dolanlarla dolu olduğunu ancak giderayak öğrenmeye başlıyorsunuz."Gerçekleri neden bu kadar geç öğreniyoruz?" diye sorarsanız, ülkemizde, çevremizde hatta ailemizde ve okulumuzda hakim olan egemen güçler, çocukluğumuzdan başlayarak gençliğimize kadar uzanan bir süreçte, bizlere öylesine çok şey öğretiyor, ezberletiyor ve dayatıyor ki, önce biz onların yoğurup pişirdiği ve onların öğrettikleriyle oluşan bir kişilik olarak, kendimizi toplumda ifade etmeye ve topluma kendimizi kabul ettirmeye çalışmaktan, öğretilenleri sorgulamaya bile vaktimiz olmuyor.Büyük bir çoğunluk bu vakti bulamadan ya da böyle bir arayış içine girmeden, ömrü boyunca papağan gibi nesilden nesile tekrarlanan saçmalıkları tekrarlayarak, bu dünyadan göçüp giderken, kimi de, insan olmanın avantajını kullanıp, beynini çalıştırarak, her şeyi sorgulayarak, tüm bu yalanların, dolanların ve de çarpıklıkların farkına varabiliyor.Vardığında ne oluyor diye sorarsanız, ötekileştiriliyor, itilip kakılıp, horlanıyor.Böyle bir ortamda, itilmeye kakılmaya ve horlanmaya karşı koyabilenler, tüm bu rezilliklerin ve yanlışlıkların, yalanların dolanların üzerine ölçülü bir şekilde gitmeye çalışırlarken, kimi de baskılardan ve saldırılardan korkarak içine kapanıp, yüzünü başka alanlara çevirerek ömrünü bu yalanlar dolanlar içinde geçirmeye devam ediyor.