‘28 Şubat 1997 postmodern askeri müdahelesi'nin üniversitelere türbanlı kızların girmesini ve üniversite imtihanına giren İmam Hatip Lisesi ile sanat enstitüsü öğrencilerinin kat sayılarının düz lise öğrencileri lehine düşürülmesi...
‘28 Şubat 1997 postmodern askeri müdahelesi’nin üniversitelere türbanlı kızların girmesini ve üniversite imtihanına giren İmam Hatip Lisesi ile sanat enstitüsü öğrencilerinin kat sayılarının düz lise öğrencileri lehine düşürülmesi uygulaması 15 yıl devam etmiş, bu iki yasaklayıcı konu bir türlü halledilememiştir. Eski YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan, ayrılmadan önce türban sorununu kısmen, kat sayı sorununu da tamamen çözmüştü. Bu suretle, liselilerle aynı derecedeki sanat enstitülerinde okuyan öğrenciler arasındaki puan düşüren sorun kaldırılmıştır. AB ve diğer kalkınmış ülkelerde, sanat enstitülerinde okuyan öğrenci katılımı yüzde 70 – 75 iken bu oran 15 yıldır aksine değişmiş olup, liselere gidenlerin oranı yüzde 70 – 75, enstitülere gidenlerin sayısı ise yüzde 30 – 35 olmuştur. Halbuki, liseden mezun olan bir çocuk üniversiteye giremediği takdirde sudan çıkmış balığa dönüyor, böylece işsizliğe mahkum oluyordu. Sırf imam hatip liselilerin önünü kesmek için konulan bu yasak, maalesef bu gün iş dünyamızda ara eleman eksikliğine neden olmuştur. İşte bu husus YÖK tarafından halledilmişti. İmam Hatip Liseleri’nde okuyanlar da, sanat enstitülerinde okuyan çocuklarımız da düz liselerde okuyan çocuklarımız gibi bu vatanın evladı değil midir? Ne var ki, her şeye karşı olmakla ün yapan CHP, bu konuda da öne çıkarak yine atik davranmış ve yapılan işin iptali için Danıştay’a dava açmıştır. Bu konuyu dile getiren Başbakan haklı olarak Kılıçdaroğlu’na “Siz bu çocukların önünü neden kesmek istiyorsunuz “? diye soruyor. O da, “Bu davayı 2 partilimiz açmıştır, benim bilgim yoktur” diye cevap veriyor. Davayı açan CHP Milletvekili Nur Serter, “Uşak milletvekili Dilek Akagün Yılmaz başvuru’dan önce metni Kılıçdaroğlu’na iletti. Ancak bize her hangi bir dönüş olmadı” diyerek konunun Kılıçdaroğlu tarafından bilindiğini, inkar etmesini anlayamadığını ve ‘sükut ikrardan gelir’ düşüncesiyle iptal için Danıştay’a dava açtıklarını ifade etmektedir. İster, istemez insanın, bu kangren olmuş sorunun çözümünden CHP’nin neden rahatsız olduğunu ,sormamız gerekir. Aşağıya sunacağım iki tablonun incelenmesinde bu savımızda konu açıkça görülmektedir. Önce Ocak 2012’de yayınlanan ANDY-AR sosyal araştırmalar merkezi tarafından 21 şehirde 2862 denekle görüşülerek yapılan kamuoyu araştırmasındaki tabloya bakalım. AKP % 53.7, CHP % 21.1, MHP %15.6 ve BDP %5.9 oy alabilmekteler. İkincisi 2011’in ocak ayında Konsensüs tarafından 81 ilde 707 erkek 793 kadın denek ile yapılan kamu oyu araştırmasıdır ki tablo şöyledir: AKP %46, CHP %26.5, MHP %12.5, BDP % 6.7 oy almışlardır. Bu iki tabloda açıkça görüldüğü üzere AKP ile MHP’nin oyları arttığı halde CHP ve BDP’nin oyları düşmektedir. Müteaddit yazılarımda belirttiğim üzere CHP’nin oylarının neden düştüğü üzerinde kafa yormaları artık kaçınılmazdır. Son olarak, Danıştay’a açılan davanın CHP’ye ne kazandıracağını, ne kaybettireceğini enine, boyuna irdelemeleri şart olmuştur. Genel başkan Kılıçdaroğlu’nun “Haberim yok” diyerek bu hususu geçiştirmesi mümkün değildir. Genel başkanlar, Başbakanın tabiri ile orada “bostan korkuluğu değildir”, başkanlar her yaprak kıpırdamasından sorumludur . İçi boş laflarla iktidara gelinmez, iktidarın yolu plan, proje ve içi dolu eylemlerle gerçekleşebilir. Aksi halde, daha çok muhalefette kalmak olasıdır.