'Sermayenin vatanı yoktur” sözü doğruysa; 'sermayeye dayalı basının da vatanı yoktur” ikilemi doğrudur. Yakın tarihimiz; İstanbul basınını (Babıali), 'mütareke basını” olarak anar. Nedeni; Kurtuluş Savaşı'na,...
“Sermayenin vatanı yoktur” sözü doğruysa; “sermayeye dayalı basının da vatanı yoktur” ikilemi doğrudur. Yakın tarihimiz; İstanbul basınını (Babıali), “mütareke basını” olarak anar. Nedeni; Kurtuluş Savaşı'na, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı oluşlarıydı. Şimdi günümüzde “yandaş medya” kavramı ortaya çıktı. Ulusal basının güven vermemesinin nedeni sermayesinin küreselleşmesi ve yabancılaşmasıdır.Kurtuluş ve kuruluştan günümüze olan zaman aralığında yerel basının unutulmaz katkısı ayrı bir yazı konusudur. Ama şunu vurgulamakta yarar var; ülkenin karşılaşacağı her türlü tehlike karşısında yerel basın, toplumun en büyük gücüdür. Yerel basın gerektiğinde yer altına girmesini bilir. Aristo mantığıyla; yerel basın düşmana bela, dosta aydınlanma aracıdır. Yerel basının kollanması ve güçlendirilmesi önemli bir yurttaş sorumluluğudur.Bu anlamda Yeni Alanya Gazetesi sorumluluklarını ziyadesiyle yerine getirmektedir. Okuyucunun öneri ve talepleri gazetenin kalitesinin artmasında önemli katkı sağlar. Gazete yönetiminin böylesi katkıyı çok önemseyeceğini biliyorum. Demokrattır; isteyen her zaman konuk olabilir ve düşüncelerini kamuyla paylaşabilir. Elbette eleştiriler de olacaktır. Bence eleştirinin yapıcısı yıkıcısı olmaz ama şunu da belirtmek lazım; gazete hangi güçlüklere karşın her gün elinize ulaşıyor? Bu saygın bir iş değil midir? Her düşünceye açık olan bu gazete yandaş değil; bölgeselcilik yapıyor. Doğrudur. O da okuyucunun haklı isteği karşılığıdır.Türkiye’de siyasilerden sonra en çok kızılan meslek adamları gazetecilerdir. Bence bu durum biraz haksızlıktır. Emekçidirler ve iktidarların kontrol etmede en çok zorlandıkları meslek grubudur. Ölüm, hapishane, gazete baronları üçgeninde ekmeğini kazanmaya çalışırlar. Söyler misiniz hangi meslek böylesi güçlükle karşı karşıyadır? Aydın sorumluluğunu kaybetmiş üç maymunları oynayan ve devekuşu olup pusanların sessizliğine, bencilliğine pes doğrusu! Halkı sürü görüp kapalı kapılar ardında veya eşeğin terkinde vaaz verenlere kızmamak mümkün mü?Neden yazıyorsun? Üç beş köşe yazısı yazdın diye kendini gazeteci mi sanıyorsun? Seni kullanıyorlar; farkında değil misin? Seçtiğin tümceleri algılamakta güçlük çekiyoruz! Üstüne vazife mi, sana ne? Yakın çevremden gelen eleştiriler böyle. İyi mi? Ölüm; dosttan gelirse şaşırma sözü doğru mu?Gereksiz biliyorum ama kısa bir savunma… “Çağdaşlığın bilgiyi paylaşmak” olduğunu biliyorum. Yazılarıma “Atış Serbest” dememin nedeni; düşüncelerin ve yorumların ancak kişiye has olduğuna inandığımızdandır. Yazılarım taraflıdır ve tarafım cumhuriyetten yanadır. Kurucularını her zaman minnet ve rahmetle anarım. Yazılarımda Türk dilini korumaya ve doğru kullanmaya özen gösteririm. Örnek Sinemalarının “cinama” yazısı ile tam 2 yıl uğraştım. Kabotaj Bayramını, yerli malların kullanılması ve paranın korunması konusunu sıkça işledim. Yakın tarihin haksızlıklarını okuyucu bilgisine sundum. Alanya sivil mimarisini ve kültürel dokusunu ata mirası saydım. Bu nedenle, odaların etkinsizliğini gündeme taşıdım.Bizim için artık yaşamla ilgili zaman aralığı kısaldı. Yazının başlığı “Time Yok” dildeki yabancılaşmaya tekrar dikkat çekmek içindi. Yazmak değil, yazmamak, bilgiyi paylaşmamak ayıptır. Asıl ayıp olan devekuşu olmaktır ve hayli komik bir durumdur. Elbette kendimi gazeteci olarak görmüyorum. Üstüne vazife mi eleştirisine de eyvallah; ama kullanılıyorsun sözü tam bir hakaret… Böylesi saçma bir yazıyı yazmak zorunda bırakıldım. Kusura bakmayın, üstüme çok geldiler. “Testide ne varsa dışına o sızar” sözü boşuna söylenmemiş…