Henüz değiştirilmeyen 1982 Anayasasının 2. maddesi diyor ki:

Henüz değiştirilmeyen 1982 Anayasasının 2. maddesi diyor ki: "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."
29 yıldır bu madde mevcut olduğu halde geçmişteki hükümetler zamanında sosyal işlevinden ziyade laik kısmı üzerinde durulmuştur. Kimine göre laiklik, devletin din işlerinden elini çekmesi şeklinde algılanmış, kimine göre laiklik dinsizlik anlamında algılanmıştır. Fakat, devletin sosyal bir devlet olarak halkı ile kucaklaşması hususu üzerinde layıkıyla durulmamıştır.
Elbette bütçe durumu, koalisyonu oluşturan partilerin birbirini çekememesi gibi bir çok sebepler sayılabilir. 2002 seçiminden beri tek başına iktidar olan AK Parti hükümetleri, Anayasanın sosyal yönünü işleterek fakir ve muhtaç durumdaki halkına türlü yardımlarda bulunmuştur, bulunmaktadır.
İlköğretim ve lise öğrencilerine bedelsiz kitap dağıtması, muhtaç kişilere kömür, ev eşyası gibi kullanım malzemesi verilmesi, evindeki yatalak hastalara bakanlara ücret verilmesi, okula giden kız ve erkek çocuklara nakdi yardımda bulunulması gibi hususlarda çığır açılmıştır.
Diğer taraftan Van depreminde şehit olan öğretmenlerin 1. dereceden yakını maaşa bağlanacağı hususu ile diğer muhtaçlar hakkında Başbakan diyor ki: "Terör şehitlerine desteğimiz var. Aileden birinci derecede yakınlığı olan bir kişiyi işe alıyorduk şimdi onu ikiye çıkarıyoruz. Yeni bir adım daha atıyoruz. Pazartesi günü (14 Kasım) Bakanlar Kurulu'nda talimatını verdik. Terör kurbanı olan, teröristler tarafından öldürülen aileye de ayni yardımı devlet olarak vereceğiz. O öldürülenleri de şehitler sınıfında mütalaa ediyoruz. Aynı şekilde o aileye devlette istihdam sağlayacağız."
İşte sosyal devlet böyle davranmak zorundadır. Öncelikle halkını düşünerek, onların mağduriyetlerini gidermesi güzel bir uygulama değil midir? İktidarın, bu hususlar da halkının yanında olması, halkına baba şefkati ile yaklaşması sonucunda, Türk halkı da iktidara desteğini esirgememektedir. Türkiye'de değil dünya devletleri içinde de bir iktidar partisinin girdiği üç seçimde bile oyunu arttırarak seçimi kazanması olası değildir. İşte AK Parti bu ilki yapmıştır. ANDY-AR araştırma merkezince 21 ilde deneklerle yüz, yüze yapılan “Bugün seçim olsa” anketine verilen cevaplar gerçekten düşündürücüdür. AKP yine birinci partidir. CHP ana muhalefet partisi ama oyunu bir hayli kaybetmiştir. MHP, ise oyunu bir hayli yükseltmiştir. BDP ise, bu durumda meclis dışında kalmaktadır. İşte sonuçlar: AKP %55.6, CHP %19.8, MHP %15.3, BDP %5.7, SP %1.1 oy alabiliyorlar.
Nasıl, bir hayli düşündürücü değil mi?
Türk halkı, 50-60 yıllarındaki halk değildir. O zaman iletişim yoktu, yollar bozuktu, halk gerçekten bilgi yoksunu idi. Ama şimdi öyle mi? En fakirin evinde TV var. Millet, her şeyi günü, gününe öğreniyor. Kimin ne yaptığına bakıyor, partinin programını öğrenmek istiyor ve artık her şeye maydanoz olan partileri istemiyor. Karşı çıktığın husus nedir? Sen iktidar olursan, ne yapacaksın, nasıl yapacaksın bunlara inandırıcı cevap istiyor. Kavga istemiyor. Şimdilerde, oyu düşen CHP'nin kendisini irdeleyerek "Nerede hata yapıyoruz?" sorusuna cevap bulması gerekir.
Her yapılana karşı olmak marifet değil, beğenmediğin ne ise ona karşı sen hangi alternatif ileri sürüyorsun, bunları anlat, halkın içine gir, halka tek parti alışkanlığından gelen hal ve hareketlerle değil. Bilmem anlatabildim mi? Bu tenkitim, yanlış yorumlanmasın, çünkü dost acı söyler.