Malumunuz, seçim dönemindeyiz. Dahası, koltuğu kaybetmekte olduğunu bilen bir siyasi iktidarın hangi koşullarda sandığı halkın önüne koyacağının merak edildiği bir seçim arefesindeyiz.
Siyasi iktidarın ülkede yol açtığı yakıcı yoksulluğun faturasının kabarık oluşu, bu blok içinde yer alan sağcı oluşumları ister istemez önlem almaya itiyor. Belki bir sözleşme sonucu değil ama varlıklarını koruma içgüdüsüyle saflarını sıklaştırıp, güçlerini birleştirme yoluna gidiyorlar.
O zaman soruyoruz; kimdir bunlar ya da kısacası sağcı kimdir?
Sağcılığın siyaset biliminde detaylı tanımları var ama biz daha basite indirgeyelim; “Zamanımızda sağ-sol kavramları mı kaldı?” diye söze başlayan herkes sağcıdır. Aynı şekilde, “Evet ama” diyen de öyledir… Bunların büyük bir kısmı sağcı olduğunu bile bilmeyen, mantıktaki “boş önermeler”dir.
Ülkemizdeki boyut değiştiren zamane sağcılığında en makbul sayılanlar, bir siyasi ideoloji etrafında mücadele verenlerdir. Hiç olmazsa karşılarına bir düşman almışlardır. Bu düşman da çoğunlukla emek ve hak arayışlarıdır.
İdeolojik örgütlenme dışında kalanlar ise aslında mahcup sağcılardır. Kurulu düzenin devamından yana çalıştıkları, komprador burjuvazinin emir eri oldukları hatırlatılınca utanarak inkâr ederler. Sözde gelişim adına doğanın katlediliyor olması, ülkenin yer altı ve üstü zenginliklerinin yağmalanması, kamu kurum ve kuruluşlarının peşkeş çekilmesi onlar için mübahtır.
Emeğin örgütlenmesi ve hak arayışlarının bastırılması için sokak milisliğine soyunanlar ve dini değerleri sömüren sağcı gericilerle aynı saflarda iş tuttukları hatırlatılınca sinirlenirler. Daha kötüsü, şaşırırlar…
Bütün bu genel geçer tanımlar bir yana, sağcılığın günümüzdeki en büyük göstergesi “popülist” oluşudur. Popülizm kelimesi sözlüklerde “Halk dalkavukluğu” olarak geçer. Gerçekten de, bu tanım özellikle kırsal için geçerlidir.
Kırsal sağcılığının en büyük gücü, yönetim erkini ele geçiren otoritenin, etrafında dolanan uyduları içine çekebilmesi, onları işbirliğine razı etmesidir. Kırsalda rafine, nitelikli hizmetlerin sunulmaması, uygar düşüncenin
yeşerememesi, övünülecek uluslararası değerlerin üretilememesi, güç odaklarını yerel şovenizm etrafında birleşmeye zorlar. Korunulacak değerler bulunmuştur, bunun savunulması için her türlü dalkavukluk serbesttir. Karşı çıkan derhal düşmanlaştırılacaktır.
Sağcı olduğunun farkında olmayan iğreti yancılar, sığ, yavan, kıymeti kendinden menkul bu yerel ilişki ağı içinde güdük kaldıklarını bilirler. Bu yüzden, bir muteber kişilik olabilme adına küçük ölçekteki yerleşime hizmet sunduğu, oradaki halkın çıkarlarını koruduğu iddiasındaki sağcı otoriteye yanaşır. Onunla işbirliğine gider, suç ortağı olur, hatta sözcülüğüne soyunur.
Seçimin ne zaman ve nasıl olacağı iki dudak arasındayken, emeğin örgütlenmediği, kazançların büyük ölçekte turizm ve inşaata bağlı olduğu kırsal yerleşimlerde adı konmamış bir sağcı dayanışma gözleniyor. Yerel basın, yerel otorite, bir tür hükümet komiserliği ve sözde sivil toplum kurumları arasındaki bu adı konmamış güç birliği, ne traji komiktir ki Türkiye siyasi muhalefetini hedef alıyor. Bu yolla gelecekteki muhalefetin provasını yapıyor olmalılar…