DEĞERLİ okurlar. İstisnasız hepimiz, aynı şeylerden yakınıyor ve bir sürü yanlışlıkları eleştirmekle meşgulüz. Arsızlıklardan, hırsızlıklardan, soygundan, vurgundan, sevgisizlikten, terörden, ülke genelindeki eylemlerden, siyasilerin...

DEĞERLİ

okurlar.

İstisnasız hepimiz, aynı şeylerden yakınıyor ve bir sürü yanlışlıkları eleştirmekle meşgulüz.

Arsızlıklardan, hırsızlıklardan, soygundan, vurgundan, sevgisizlikten, terörden, ülke genelindeki eylemlerden, siyasilerin üsluplarından, toplumun her alanına yayılan şiddetten şikayet eden de biziz, bu çirkinliklerin hepsini yapanlar da bizleriz.

Winston Churchill bakın ne demiş:

"Her millet layık olduğu şekilde yönetilir."

Yöneticilerimizi biz seçiyor, sonra da, kendi seçtiklerimizi eleştiri bombardımanına tutuyoruz.

Her alanda kutuplaşma saçmalığı içine balıklama dalıyoruz.

Hiçbir konuda empati yapmıyoruz.

Olaylara ve gelişmelere de objektif ve gerçekçi bir biçimde bakmıyoruz.

Hangi kutup içinde olursak olalım, karşı cephede yer alan insanları, basit konularda bile, en ağır bir üslupla eleştirmeyi bir meziyet, başarılı olanları övmeyi de yalakalık olarak değerlendirenler de bizleriz.

İşin komik yanı, aynı parti içinde, aynı dünya görüşüne sahip olduğumuz halde bile, kutuplaşarak çatışabiliyoruz.

Bu yaklaşım, topluma hizmetten çok, bir şeye, ya da bir yere egemen olma hırsından başka bir şey olamaz!

Marifetin iltifata tabi tutulması ve bu şekilde, başarılı çalışmalar yapanların teşvik edilmesi gerekirken, tam tersini yapıyoruz.

Biz, özünde doğru olan bir icraatı, en küçük ayrıntısından yola çıkarak, en acımasız bir biçimde eleştirme saçmalığı içine girebiliyoruz.

İnsan kendisini beğenmezse çatlarmış.

Sanırım çatlamamak için olacak, kendimizi bilge olarak görüp, bizim gibi düşünmeyenleri cahil cühela gibi değerlendirmemiz bir yana, vatan haini, satılmış gibi en ağır bir biçimde suçlayabiliyoruz.

Daha da komiği, kendimizi en çağdaş bir yaklaşım içinde sayarak, dünyalı ve insan olmaya odaklı bir düşünsel açılımın bayraktarı gibi görünmenin özel çabası içine girmişken bile, etnik kimlikler üzerinden bir bağnazlığa, hatta ırkçılığa imza atma çelişkisi içine girerek, farklı etnik kökendeki insanları ırkçılık yapmakla suçlama çelişkisi içine girebiliyoruz!

Sanırım bu da, olaylara ve gelişmelere, ne kadar demokrat, ne kadar çağdaş yaklaşırsanız yaklaşın, belli etkiler karşısında, ister istemez belli tepkileri göstermek zorunda kalmanızdan kaynaklanıyor olabilir!

Bizim geleneğimizde, sağ yanağımıza tokat atana sol yanağımızı çevirmek yok.

Biz, kısasa kısas anlayışıyla yetiştirildik.