Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli simgelerinden birisidir. Böylesine önemli bir simgenin, günümüz siyasi çekişmelerinin içine çekilerek, onun arkasına sığınıp, kutuplaşmanın bir parçası haline getirmek, her şeyden önce...

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli simgelerinden birisidir.
Böylesine önemli bir simgenin, günümüz siyasi çekişmelerinin içine çekilerek, onun arkasına sığınıp, kutuplaşmanın bir parçası haline getirmek, her şeyden önce Atatürk’e yapılmış en büyük saygısızlıktır.
Atatürk’ü anlayabilmek için, o dönemin koşullarını çok iyi irdelemek gerekir.
Atatürk hangi koşullarda ne yapmış, nasıl davranmış ve neler söylemiş?
Bu süreç iyi irdelendiğinde Atatürk’ün çok farklı zamanlarda çok farklı kararlara imza atıp, çok farklı söylemler içine girdiğini görürsünüz. Bu bir çelişki değil, pragmatik bir yaklaşımla başarıyı yakalama becerisidir.
Atatürk sağlığında ittihatçı geleneği tasfiye etmesine rağmen, hala ittihatçı, darbeci geleneği benimseyen sözde Atatürkçüler var.
Atatürk’ü gerçekten seven, saygı duyan ve bu ülkeye en küçük bir katkıda bulunmak isteyen herkesin, Atatürk’ü değerlendirirken, öncelikle şunu kabul etmesi gerekiyor. Atatürk bir ideolog değildi. O, yakından tanıdığı batıda var olan çağdaş değerleri, bu ülkeye taşıyarak, topluma, özgürce, refah içinde yaşayabileceği bir ortamı yaratmaktı. Atatürk’ün söylediklerine bir bakın:
"Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman hızla dönüyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek yargılar getirdiğini ileri sürmek, aklın ve bilimin gelişmesini yadsımak olur."
Atatürk hayata geçirdiği şeylerin mutlak değerler olmadığını net bir biçimde ortaya koyuyor. O batının çağdaş değerlerini Türkiye’ye taşıdı. Kendi kafasından bir ideoloji ya da bir kuru masal yapı oluşturmadığı gibi, hayata geçirdiği bütün yeniliklerin de zaman içinde değişebileceğini, bunların değişmeyecek yargılar olmadığının altını özellikle çizerek, gidilecek yönün bilim ve akıl yolu olduğunu söylemekte.
Bakın, Kemalizm diyerek yepyeni bir ideoloji olarak sunulmaya çalışılan öğretinin ne olduğu konusunda bir siyaset bilimcisi ne diyor:
"Türkiye toplumunun Tanzimat'la birlikte içine girdiği batılaşma, göreceli bir kavram olarak da, çağdaşlaşma sürecinin yaşandığı gelişme evrelerinden birisidir. Kültürel Kemalizm; özellikle laikliği, akılcılığı, köktenci kültürel reformculuğu benimser. Siyasal Kemalizm ise; otoriterliği, devletçiliği, tek particiliği ve şefliği amaçlar. Halk için, halka rağmen halkçıdır."
Bu tespitin çok doğru olduğunu düşünürken, bu yönelişi de, o günün somut koşullarının bir ürünü olarak kabul etmemiz gerekir.
Eğer öyle yapmazsak, bugünün dünyasının geldiği noktadan olayı ele aldığımızda, otoriterliği, tek particiliği, devletçiliği ve şefliği kabullenmek mümkün mü?